Üç Ana Kişilik Örgütlenmesi Düzeyi

1.Nevrotik/Sağlıklı Örgütlenme

-Mahler – Kişilik Bütünlüğü
-Freud – Fallik Dönem (Oidipus)
-Erikson – Inisiyatif – Suçluluk

2.Sınırda Kişilik Örgütlenmesi

-Mahler – Ayrılma Bireyleşme
-Freud – Anal Dönem
-Erikson – Özerklik – Utanç/Şüphe

3.Psikotik Kişilik Örgütlenmesi

-Mahler – Sembiyoz
-Freud – Oral Dönem
-Erikson – Temel Güven – Güvensizlik

Nancy McWilliams’ın Karakter Tipleri

  1. Psikopatik Kişilik
  2. Narsissistik Kişilik
  3. Şizoid Kişilik
  4. Paranoid Kişilik
  5. Depressif ve/veya Manik Kişilik
  6. Mazohist Kişilik
  7. Obsessif ve Kompülsif Kişilik
  8. Histerik Kişilik
  9. Dissosiyatif Kişilik
  10. Fobik Kişilik
  11. Bedenselleştiren Kişilik
  12. Bağımlı Kişilik
  13. Pasif – Agresif Kişilik

Psikopatik Kişilik

Duygulanım, Dürtü ve Mizaç

Bu kişiliklerde diğerlerine göre daha fazla bünyesel saldırganlık olduğu düşünülür.

Bazı çocuklarda doğumdan itibaren kendisini gösteren çabuk irrite olma ve saldırganlığın ilkel şekilleri.

Kimseye karşı bir bağ kuramadıkları için duygulanımlarını düzenleyemezler, bu yüzden de sadece ilkel duygulanımlara sahip olurlar.

Farklı şekilde ifade edilemeyen duygulanımlar, yoğun bir öfke ve genel sıkıntı hali olarak ortaya çıkar.

Uyaran ve haz açlığındaki sınırsızlık.

Modelleme yoluyla “amaç yolunda her şey mübahtır” felsefesini benimsemelerine olanak sağlayan psikopatik ebeveynlere sahip olabilirler.

Kör hiddet. Diğer duyguları artiküle etmekte zorluk.

Massif duygulanım Blokları.

Konuşma yerine harekete geçme.

Savunma

Tümgüçlü Kontrol.

Ayrıca Yansıtmalı Özdeşleşme, Dissosiyatif Süreçler, Eyleme Dökme.

Vicdan eksikliği sadece tahribatlı Üst-ben değil ayrıca bağ kurma eksikliğidir.

Empati onlar için bir zayıflık göstergesi olduğu için kuramazlar.

Her türlü zayıflık utanç yaratır. “Hasta” veya “Aptal” gibi davrandıklarının ima edilmesinden oldukça rahatsızlık duyar, başkalarını tarafından böyle yargılanmalarına sebep olacak davranışlardan kaçınırlar.

Kernberg – “Malignant Grandiosity”.

Nesne İlişkileri

Güvensiz ve Kaotik ortamlarda bulundukları için bireylere yatırım yapamazlar,
güvenli bir şekilde sevemezler ya da başkalarına bel bağlayamazlar çünkü dünyaları istikrarsızdır. Bu da yatırımları kendilerine yapmalarına sebebiyet verir.

Tutarsız anne-babalık. Aşırı hoşgörü ve aşırı cezalandırma amalgamı.

Bağlanma teorisine göre “düzensiz bağlanma” kapsamında değerlendirilebilirler.

Zayıf, depressif anneler, sadist, tutarsız, patlamalı öfkeli, alkolik babalar.

İşkenceye varan cezalandırma seansları.

Hayatlarındaki nesneler kurallara uymadığı için onlar da kurallara karşı kayıtsızdır.

Araştırma Sonucu= Maddesel olarak doyurulan, duygusal olarak mahrum bırakılan çocuklar.

Sözlerin iletişim için değil, diğerlerini kontrol etmek için kullanıldığı aile ortamı (nagging families).

Yeterli içselleştirme yok. Bağ kurma yok. Çocuk sevildiğini hissetmiyor.

Herhangi bir kanunsal kısıtlamaya aşırı tepki gösteren ebeveyn modelleri. Ebeveynin tümgüçlü fantezileri.

Kendilik Yapısı

Temel güdülenme GÜÇ.

Saygı duydukları tek şey güçtür çünkü en iyi gücü anlarlar. Sevgi onlar için çok yabancı bir kavramken, güç çok tanıdıktır.

Nesneler olmadığı için, ya da ancak parça-nesneler olarak varoldukları için, kendiliğe aşırı yatırım.

Öz saygıları her şeyi gerçekleştirebilirim, istediğimi manipüle ederim, “güç bende” fikirleri etrafına gelişir.

Saldırgan ve sadist eylemler özdeğeri yüksek tutar.

İlişkiler uyarılma eşiklerini düzenlemeye yaradığı için tutarlı ilişkilere sahip olmayan bu bireylerin uyarılma eşikleri çok yüksektir.

Fizyolojik araştırmalarda Galvanik Deri Tepkilerinin farklı olduğu görülmüştür.

Davranışa geçmeden önce, olabilecek en büyük etkiyi yaratmak için uzunca düşünür, plan yaparlar.

Çoğu zaman cazibeli ve büyüleyicidirler

En korkulan ve öz değeri düşüren olgular güçsüzlük ve zayıflıktır.

Haset en çok arzu edileni ortadan kaldırmaya yöneliktir. Arzu edilen özneyi zayıf düşürendir. Bu sebeple bir an önce yok edilmelidir.

Aktarım-Karşıaktarım Dinamikleri

Terapi bir güç mücadelesine dönüşebilir.

Genelde sevimlidirler (Bebek Yüz ?). Terapisti kullanabilirler.

Terapist anlamadığı bir şekilde kontrol ediliyormuş, hastanın avucunun içindeymiş gibi hissedebilir.

Eş Özdeşleşme Karşıaktarımıyla terapist de psikopatlığa bürünebilir. Vahşice duygulara kapılabilir. Soğuk, mesafeli bir duruşla, kendini korumaya çalışabilir.

Tamamlayıcı Özdeşleşme Karşıaktarımıyla “Kurbanlık”= Çaresizlik, Aşırı Kaygı.

Terapi

Ortayaş sonrası prognoz daha yüksek. Bedensel kısıtlanmalara adapte oluyor olabilirler.

Terapist açısından en önemli unsur Terapötik Çerçeveyi Esneklikten fedakarlık ederek ileri derecede korumak.

Psikopatikten aşk beklenmez; kuvvetli, yere sağlam basan, net, kesin oluşa saygı beklenir.

Terapist açık sözlü ve cesur bir dürüstlük içinde olmalıdır. Öfke, kızgınlık, pazarlık açıkça ifade edilebilir ancak hiçbir zaman karşıaktarım açılımı yapılmamalıdır.

Hastanın değişim ve dönüşümlerine ilgisizliğe varan bir kayıtsızlık.

“Hiçbir suçluya itirafın sizin için önemli olduğunu göstermeyin…”.

İlk kez güven dolu bir ilişki kurdukları ve tutarlılığı içselleştirdikleri için, bir buçuk iki senelik terapi sonrasında psikotik depresyona girebilirler.

Terapist kendini güçlü göstermeli ve karşındakine yardım etme ihtiyacı duymadığını hissettirmelidir.

Dünyada iyilik olduğunu, insanlara güvenebileceğini aktaran söylemlerden kaçınılmalıdır, çünkü kişi terapistin saf olduğunu düşünecektir. Bunları göstermenin en iyi yolu manipülatif olmadığınızı ve size güvenebileceğini göstermektir.

Terapist, kendi içindeki psikopatiğe ulaşıp, güçlerini kullanmalı ve bundan zevk aldığını karşı tarafa fark ettirmelidir.

Yalan söyleyip, manipüle edeceklerini bildiğinizi önceden tahmin edercesine hastaya söylemek ve bu davranışlarını fark ettikleri durumlarda onları bu davranışlarını sorgulamaya itmek yalan söyleme ve manipülasyon ihtiyaçlarını azaltacak, terapisti zekayla alt etme çabalarının azalmasını sağlayacaktır.

Pozitif terapötik ilişki kurulsa bile, terapist özellikle şiddet eğilimi olan hastalarlayken tamamen güvende hissetmemelidir.

Terapistte net ve kuvvetli zihinsel muhakeme, tutarlılık, söylediklerinin arkasında durma, açıklık ve hastaya saygı (aynı zamanda hastanın göstermeye başladığı saygı) başarı için gerekli unsurlar.

Bu hastalarda hastanın terapi içindeki etkinliği, manipülasyon, kişilerarası baskı, zorlama ve eyleme dökmeden, sözel iletişimle duygu ifadesine geçmişse, ilerleme başlamış demektir.

Narsist Kişilik

Dürtü, Duygulanım, Mizaç

Çocuklarda görülen bir tür duyarlılık. Bu duyarlılık sözelleştirilmemiş bir tür duygusal mesaja. Bu mesaj çeşitli duygulanımları, tavırları, beklentileri içeriyor.

Allice Miller – “Yetenekli Çocuğun Dramı”. “Bu yetenekle doğan çocuklar, yetişkinlerin narsistik uzantıları olurlar ve narsist olurlar” (Terapistler ?).

Kuvvetli Utanç ve Haset.

Destek alma, ihtiyaç duyma gibi olgulara karşı aşırı savunmacıdırlar. Bu konuları asla itiraf edemezler.

Çaresizlik, Çirkinlik, İktidarsızlık.

Savunma

Ana Savunmalar olarak, Yüceleştirme ve Değersizleştirme.
Savunma mı ? Yarım kalmış gelişim gereksinimleri mi ?

Yardıma ihtiyaç duymuş olduklarını gösterdiği için teşekkür etmekten, empati gösterdiği için ise özür dilemekten çekinirler.

Teşekkür etmek yerine övmeyi, özür dilemek yerine ise telafi edici davranışlarda bulunmayı tercih ederler.

Hatalarını hatırlamakta güç çekerler, hatırlasalar bile bunlar “incir çekirdeğini doldurmayacak hatalar” olur.

Nesne İlişkileri

Kendiliknesneliği.

Sahte Kendilik.

Psikopatlarda ailede duygusal ihmal vardır, oysa, narsistlerde ebeveynden şartlı bakım, kabul ve özen vardır. Çocuk belli davranışları gösterdiği zaman bunları alır.

İçselleştirilmesi mümkün olan sevgi ve tutarlılık sağlayan bir nesneye sahip olmamış olabilirler.

Ailedeki sürekli performans değerlendirme ortamından dolayı mükemmel olma ihtiyacı duyabilirler çünkü mükemmel olmazlarsa kusurlarıyla kabul edilmeyip, dışlanacaklarına inanırlar.

Ailelerinin öz saygısını dengeleyecek/koruyacak bir narsistik uzantı olarak kullanılmış olabilirler.

Ailelerini iyi hissettirebildikleri sürece değerli olduklarını içselleştirmiş olabilirler.

Aileleri tarafından sürekli övülüp şımartılmış, kusursuzmuş gibi davranılmış olabilirler.

Varlıklı ve çalışan aileler vakit ayıramayışlarını maddiyatla telafi etmeye çalışır. Çocuğun teknoloji ve farklı aktivitelerle vakit geçirmek zorunda kalması, ona değer görmediğini kimsenin onunla vakit geçirmek istemediğini hissettirir.

Birey olarak tanınmadıklarını hissederler. Maddiyatla bağ kurup, neler elde edebileceklerini düşünerek kendilerini avuturlar.

Kendilik Yapısı

Bu hastalarda “yeterince iyi” diye bir kategori yoktur. “Ideal” ve “Çok Kötü”ler “Optimal”i her zaman görünmez kılar.

Her zaman varolan bir yeterince gerçek olmama hissi. “Mükemmel olmazsam kabul edilmem” algısı

Öz saygıyı düzenlemek ve muhafaza etmek için idealleştirme veya değersizleştirmeye başvururlar.

Boşluk duyguları. Özde boşluk.

Bu boşluğu doldurmak maksadıyla güzellik, şöhret ve paranın peşine düşerler, çünkü böyle öğrenmişlerdir.

Eksiklik.

Yetersiz veya çirkin olmaktan korku duyarlar.

Minnet duymak rahatsız edicidir, zayıflık gösterir.

Utanç, narsistik hiddet.

Gerçekçi olmayan bir mükemmeliyete ulaşmaya çalışırlar.

Sahip olmadıkları duyguları anlamakta güçlük çekerler.

Aşağılık olma.
Tüm bu utanç ve eksiklik yönelimli duyguların simetrisi de iç dünyada vardır:
Büyüklenmecilik, böbürlenme, kibir, aşağılama, küstahlık, aşırı kendine yeter olma.

Kendiliğin en temel özelliklerinden biri kırılganlık.

Özdeğer düşmeleri aynı zamanda kendilik-bütünlüğü dağılmaları getirir.

Bu tür kırılmalarda en çok gözüken semptomatik olgu hipokondriyasis’tir.

Aktarım-Karşıaktarım Dinamikleri

Aktarım çalışmalarına ilgisizlik.

Neredeyse yokmuş gibi hissedilen bir karşıaktarım.

Terapist varlığı önemli değilmiş bir fark yaratmıyormuş gibi hissedebilir.

Yorumlar sıkıcı görünebilir; ilgisiz gelebilir. Onu oraya getiren talebin kökeninde terapistle hemfikir değildir. Orada ne olup bittiğini anlamaz görünüyordur.

Aktarım yorumlarından hareketle terapisti alıngan ve ilgi isteyen şeklinde değerlendirebilir.

Terapisti bir ayna olarak gördükleri için terapisti şiddetli bir şekilde yüceleştirebilirler, ya da kendilerini daha üstte görmek için terapisti değersizleştirebilirler ancak bunları çalışacak ego-distonileri azdır = Terapötik Alyans Düşüklüğü.

Sevgi nesnesine bağlanmakta güçlük çektikleri için terapötik illişkiyi kurmak zordur.

Yardımcı olduğunuzu hissettirmemeye çalışırlar.

Karşıaktarımda sıkıntı. Uzantı gibi hissetme. Gerçek değilmiş gibi hissetme.

Hiçbir yere gidilemiyor duygusu.

Süpervizyonlarda supervisee’ler tarafından sık söylenen: “Niye gelmeye devam ediyor ?”.

Sık rastlanan bir karşıaktarım kilitlenmesi = Terapistin bir özdeğer tedarikçisi haline gelmesi. Bu bir tür uzantılık olacaktır.

Terapi

KOHUT ve KERNBERG Yaklaşımları.

Kohut için, narsist gelişimi yarım kalmış bir bitki.
Kernberg için, değiştirilmesi gereken bir Mutant.

Savunmalarını delmezseniz, idealize eden bir narsisist saygı duymayacaktır. Ancak daha depresif bir narsistin savunmalarını delerseniz alınacaklardır.
40-50’li yaşlara kadar psikoterapiye sıcak bakmazlar çünkü bu yaşa kadar narsistik dinamikler adaptiftir. Ancak artık zirveye tırmanan parlak genç olmadıklarını veya güzel olmadıklarını veya paranın artık onları tatmin etmediğini düşünür veya anlar iseler terapi ihtiyacı duyarlar.

Şizoid Kişilik

Çoğu psikanalitik kuramcı, Şizoid, Şizotipal ve Kaçınmacı Kişilik Bozukluklarını Şizoid Kişiliğin Psikotik Olmayan versiyonları olarak değerlendirmektedirler. Öte yandan, Şizofreni, Şizofreniform Bozukluk ve Şizoaffektif Bozukluğu, Şizoid Spektrumun psikotik düzeyleri olarak görmektedirler.

Dürtü, Duygulanım ve Mizaç

Uyaran tahammülsüzlüğü.

Yalnız kalmakla onlar için problem teşkil etmez.

Anne ve bebek arasında uyumsuzluk (“poorfit”). Annenin başka bir çocuğu için normal olan uyarım düzeyi bu çocuk için tecavüz, fazla nüfuz etme olarak yaşanıyor olabilir. Bebek aşırı fiziksel yakınlaşmadan kaçınabilir.

Duygularını dışarı ifade ettiklerinden çok daha yoğun yaşarlar.

İnsanlara ait derin ve ilkel şeyleri diğer insanlara göre çok daha iyi kavrarlar.

1930’lardaki araştırmalar bazı bebeklerin aşırı uyarılmaya diğerlerinden daha yatkın olduğunu bu yüzden organik bir temelinin olabileceğini göstermiştir.

Boğulma ve Yutulma Korkusu. Nefessiz kalma. Meme Yığılması.

Bazen dışarıdan “sığ” ve duygularını ifade edemiyor gibi gözükmelerinin sebebi duygulanım eksikliği değil tam tersine duygular ile dolup taşmalarıdır.(“proto-duygulanım”)

Psikanaliz = Oral Düzey. Aşırı Açlık.
Şizoid açlığı kendi içinden geliyor olarak algılamaz; bu açlık dışarıdan gelip, onu yutacak gibi algılar.

Açlığını dışarıdan çekerek ve iç dünyaya yönelterek düşlemle (fanteziyle) gidermeye çalışır. Çoğu fiziksel olarak incedirler.

Saldırganlıkları çok açık değildir.

Genellikle sevimli, yumuşak eksantriklerdir.

Özgünlük sahibidirler.

Şizoidler iç dünyalarının dışarıdakiler tarafından anlaşılacağına inanmazlar. İncinmekten korkarlar.

Savunma

İçsel Düşlem dünyasına Geriçekilme.

Ek olarak, Yansıtma, İçe Yansıtma, Yüceleştirme, Değersizleştirme.

Dünya ile aralarına mesafe koyma.

Anal Savunmalara pek rastlanmaz. Ender olarak Entellektüelleştirme.

En adaptif kapasite Yaratıcılıktır.

Nesne İlişkileri

İlişkideki çatışma “Yakınlık-Mesafe” ve “Aşk-Korku” arasında.

Nesnelerle Bağ Kurmada derin Ambivalans var. Hem yakınlığa gereksinim duyarlar; hem de yutulmaktan korkarlar.

Diğerleri tarafından patolojik olarak görülmeye alışkınlar.

Çok derin ancak az sayıda ilişkileri olduğu için olası bir kayıp durumunda derin bir depresyona girebilirler.

Başkalarının neyi nasıl yaptığını, özellikle liderlerin nasıl iletişim kurduğunu gözlemlemeyi severler.

Histeriklerin ve depresiflerin sosyal işlevliliğine, kolaylıkla yakınlığı, bağlılığı ifade edebilmelerine hayrandırlar.

Az sayıda kişiye karşı ancak çok derinden sevgi beslerler.

Aynı kimseyle çok vakit geçirdiklerinde işgal edilmiş hissederler.

Ağır depresyona sahip bir anne veya erken kaybedilmiş bir anne olabilir.

Psikotik sınıra yakın olanların çocukluğunda, aileleri tarafından onlar için gerçek olan şeylerin inkarı/anlaşılmaması gerçeklik algılarının bozulmasına sebep olmuş olabilir.

Robbins= “Yalnız hissettiğim için yakınıma gel ! Fakat tecavüzden korktuğum için uzak dur !”.

Bu sebeple cinsellik korku yaratabilir. Platonik aşk tercih edilir.

Araştırma Sonucu = Erkek şizoidlerde sınır tanımaz anne; sabırsız, uzak, eleştirel baba.

Winnicott = “Aşırı Yatırım Yapılmış Ebeveyn” (Overinvested Parent).

Klein = Paranoid-Şizoid Dinamikler

Kendilik Yapısı

Sosyal beklentilere kayıtsızlık. Rıza ve konformizm önem arzetmez.

Kuraldışılık. İroniklik. Kopukluk.

Hayvanlarla daha kolay yakınlaşırlar.

İnsanları mesafede tutmayı sevdiklerinden, sıra dışı görünmekten, algılanmaktan çekinmezler.

Sosyal ilişkilerde “tanımlanmaktan” kaçınma.

Kendi başlarınayken çok iyi hissettiklerini söylerler.

Bağlılık ifade etmekte zorlanma.

Büyük şehirleri içinde kaybolabildikleri ve sorumluluk duygularını azalttıkları için severler.

Beyinlerinin dünya için oldukça merkezi olduğuna inanırlar. Bu aşırı bir sorumluluk hissiyatı yaratabilir.

Şizoid için terkedilmek yutulmaya göre tercih edilebilir bir acıdır.

Kimse onların iç dünyasını anlamıyormuş gibi hissederler, bu deli olduklarını düşünmelerine yol açabilir.

Balint = Philobat (ilişkilerde mesafe sevenler)
Ocnophil (ilişkilerde yakınlık sevenler). Balint’e göre, Philobat’lar
Ocnophil’leri çekerler.

Genellikle erkek Philobat, kadın ise Ocnophil rolündedir.

Psikanalist veya Psikanalitik terapist olma = Hem ilişki, hem mesafe tercihi içeren şizoid bir tercih mi ?

Narsist dışarıdan sürekli geribesleme ile, Psikopatik nesne üzerinde tümden kontrolla, şizoid ise, kişisel özgünlük, orijinallik ve biriciklikle doyum sağlar.

Aktarım, Karşıaktarım Dinamikleri

Terapötik ortamın hem mesafeyi, hem de yakınlığı sağlayan çerçevesi güvenlik sağlar ve iyi gelir.

Bir şizoid terapiye, sosyal yalıtılma artık çok acı verici hale geldiği için gereksinim duyar. Delirme korkusuna dönüşen yoğun kaygılar duyabilir. Kaynağına tam inemediği bir depresyon geçirebilir.
Bazı durumlarda, sosyal davranışlarının aşırı engellenmesi sonucunda bunalmıştır ve bir çıkış yolu aramaktadır. Bu yüzden, Sosyal Gerçeklik ile o ana kadar kaçındığı yüzleşme ve pazarlığı yapmak noktasındadır.

Sahteliğe, samimiyetsizliğe karşı aşırı hassas oldukları için, terapist hakkında saptadıkları hassasiyetler inkar edilmemelidir.

Uzun sessizliklere tahammül gösterilmelidir.

Terapide ana mesele, hastada tecavüz kaygısı yaratmadan onun iç dünyasına ulaşacak bir yol bulmaktır.

Terapiste bir sınav uygularlar. Terapist onların anlaşılmaz, bulanık ve savunmacı dilleri ile diğer insanlar gibi dağılacak ve ilgisizleşecek midir, yoksa anlama niyet, ısrarı ve özenini sürdürecek midir ? Saçma, dağınık ve neredeyse şizofrenik gözükebilecek iletişim, hakedenin içinden geçebileceği bulmacalı yollar gibidir.

Biyolojik psikiyatri ise bu bulmacayı gördüğü anda, hastaya nöroleptikleri hazırlarlar.

Karşıaktarımda terapist aşırı nazikleşip, iktidarsızlaşabilir. Ya da sinirlenip, züccaciye dükkanına giren bir file dönüşebilir.

Bir başka karşıaktarım olgusu aşırı özdeşleşerek “Biz seninle dışarıdaki dünyadan ayrı bir evreniz” mesajını vermektir.

Terapi

Terapistin kendisinin bir analiz veya terapiden geçmiş olması gerekliliğinin en çok yaşandığı hasta grubu.

Grup çalışmaları, yalnızlık algılarına yardımcı olacağı için faydalı olabilir.

Bilinçli fantezilerini anlatmaktan çekinmezler, önemli olan onlara fantezilerinin çılgınca olmadığını, doğru algıladığı gerçeklikler içerdiğini iletebilmektir.

Normalden daha samimi bir ilişki kurulmalıdır.

Onlara alan bıraktığınız ve işgal edilmeyeceklerini anladıkları sürece içlerini açabilirler.

Başkaları tarafından dalga geçilseler bile sadece bir kişinin bile onları anlaması onlar için büyük bir değişiklik yaratır. Bu yüzden terapistin dinlemesi bile çok değerli olup, klasik psikanalizde güç uygulanmasına gerek kalmadan yol alabilirler.

Yalnızlık, dışlanma, dalga geçilmeye bağlı depresyondan dolayı ya da sosyal veya cinsel yönü olan bir ilişkiye başlamak istedikleri için terapiye gelebilirler.

Terapi değiştirmek istedikleri şeyin yerine geçebildiği için normalden daha fazla yönlendirmeye ihtiyaç duyabilirler.

Terapistlerin çoğu depressiftir. Bu yüzden terk edilme kaygıları vardır. Bu şizoid hastalara bir baskı uygulayabilir. Şizoid hasta gazlı bir içeçeğe gereksinim duyar gibidir. Ona ilişkisel ağır bir tatlı sunmak sakıncalıdır.

Terapist oturma pozisyonunu yeniden düzenlemelidir, kişisel alana tecavüz etmemek için sandalyeler arasındaki mesafe arttırılabilir.

Yorum ve fazla sorgulamadan kaçınmalıdır. Terapist hastanın kelimelerini, metaforlarını kullanmalıdır.

Çoğunlukla Yukarı Doğru Yorumlama Yapılmalıdır.

Duygulanımların doğrudan ifade edilemeyecek kadar güçlü olduğu ve hastanın Yutulma Korkularını fazla uyarmamak için, çalışma bir Üçüncü üzerinde yapılabilir (Kitap, film, bir sanat eseri). Şizoid hastaların terapilerindeki ana amaçlardan biri , otistik geri çekilmenin yaratıcı etkinliğe süblime edilmesidir.

Prognoz açısından en önemli tehlike, terapinin bir vahaya dönüşmesidir.

Psikanalizin olmazsa olmazları olan, anonimite, nötralite, perhiz gibi özellikler aşırı vurgulu olarak uygulandığı zaman da, hiç dikkat edilmediği zaman da hastaya iyi gelmezler. Zaman zaman gerçek ilişki öne çıkarılmalıdır.

Paranoid Kişilik

“Paranoid” kavramının ağır patolojik niteliği zaman zaman yanıltıcı olabilir. Nevrotik düzeyde de varolabilir. Bu figürler politikacı veya işadamı olabilirler.

Bazen ağır paranoid özelliklere sahip bireyler, bir grubun içinde paranoid değilmiş gibi görünebilirler.

Dürtü, duygulanım, mizaç

Hakim olarak, Utanç, Korku, Haset, Suçluluk.

Genellikle daha hassas ve daha çok saldırgan enerjiye sahip olurlar. Bu enerjiyi yönetmeleri gerektiği hissiyatı üzerlerinde baskı oluşturabilir.

Derin sevgi besleme yetileri vardır.

Zor insanlar oldularının farkındadırlar.

Doğumdan varolan bünyesel saldırganlık ve irritabilite.
Bu saldırganlık fazlası içsel yapılarda bütünleşmeyi engeller.

Herkesin onlara güldüğüne inanmaya hazır oldukları için mizah anlayışları yoktur.

Hipereksitabilite. İnce uyaran kalkanı.

Çocuklukta pekçok psikolojik semptom.

Tomkins’e göre, Paranoid özellik korku ve utancın birleşimidir.

Pranoidler, narsistlerin tersine, inkar ve yansıtma ile utancı engellerler. Herşeye rağmen utanca yolaçan “kötü”dür.

Paranoidlerin yoğun haset duyguları ile başları derttedir. Bu duyguyu yansıtırlar.

Kıskançlık-Homofobi bağlantısı önemli.

Bilinçdışı suçluluk aşırı boyutlara varabilir. Onun kim olduğu bir farkedilirse, kimse onu sevmeyecektir ve onu cezalandıracaktır. Bu yüzden herkesin hareketlerinin arkasındaki şeytanı ararlar.

Savunma

Yansıtma, yansıtmalı özdeşleşme, yadsıma

Aşırı boyutlarda inkar. Ve karşı tepki kurma.

Bu savunmalar aşırı derecede katıdır, her şey yansıtılır ve dışsallaştırılır.

Nesne İlişkileri

Çocukluklarında yoğun güçsüzlük ve küçük düşmeler yaşamış çocuklar (Schreber Örneği).

Özellikle ebeveynler aşağılanma.

Erkeklere karşı düşmanlık besleyen bir anne, “erkeklerden intikam almak için” oğlunu aşağılayabilir, bunun sonucunda çocukta asla yok olmayan bir öfke yaratılabilir. Taşıdığı öfkenin farkına varan çocuk tehlikeli olduğuna inanabilir. Bu öfke dışsallaştırılır.

Onları aşağılamayan kişilerden etkilenirler.

Temel senaryo = Aşırı Eleştirilme – Aşırı Cezalandırılma – Aşırı Küçük Düşürülme – Memnun Edilemeyen Ebeveyn.

Ebeveynin başa çıkamadığı aşırı kaygı. Çocuk onun yansıtma ve inkarını model alır.

Kendilik Yapısı

Kendilik bir çift kutupluluk yaşar:
Bir tarafta, İktidarsız – Küçük Düşmüş – Aşağılanmış İmge;
Diğer tarafta, Tümgüçlü – Muzaffer – Mağrur İmge vardır.

Merkezde ise çoğunlukla aşağılanma korkusu vardır.

Paranoidin duyduğu aşırı suçluluk ta kibirlidir.
“Tüm kötülüklerin kaynağı benim”. Bu inançlar öz saygıyı ayakta tutar. “O kadar önemliyim ki herkes benim peşimde.”

Kişiliğin kötü ve tehlikeli bir şey olduğu duygusu baskındır.

Önemlerinin çok yüksek olduğuna inandıkları için, duygulanımlarının başkalarını incitebileceğine inanır, duygulanımları yüzünden suçluluk duyarlar.

Duygulanım ile eyleme geçme arasındaki fark belirsizdir.

Eşcinsellik ve paranoya arasında herzaman bir bağlantı dikkat çeker. Örneğin, Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki ezilmişliği, paranoyası ve aşırı homofobisi.

Paranoidlerde homofobi aşırı boyutlardadır. Aslında bu homofobinin temelindeki arzu, Jenital bir dürtü değil, çok yalnız ve güvensiz bir ruhun bir ruh ikizi aramasıdır.

Aktarım ve Karşıaktarım Dinamikleri

Yüzde/ifadede “Paranoid Bakış”.

Klinisyenden bir saldırı beklerler. Klinisyen buma genellikle kırılganlık ve savunmacılıkla yanıt verir.

Karşıaktarım çok güçlü olabilir ve iki olası yön izler:

a.“Yok öyle bir şey” diyen ve kestirip atmaya çalışan tavır.
b.Sürekli güvenceler vererek, hastayı rahatlatmaya çalışan tavır. Genellikle aşırı güvenceler verme hastayı daha fazla şüphelendirir.

Terapist genellikle aşağılanmış ve güçsüz, daha nadiren ise tümgüçlü ve zafer kazanmış gibi hissedebilir.

Terapide sık sık Tamamlayıcı Aktarım-Karşıaktarım Örgülerine rastlanır. Örneğin, hasta da öfke varsa, terapistte korku vardır. Terapistte öfke varsa, hasta korku duyuyordur. Bu yüzden karşıaktarımı hissedilen şey aslında karşı tarafın inkar ettiği şeydir.

Terapi

Terapinin ilk başlarında terapistin onlarla oynadığına inanma eğilimleri o kadar güçlüdür ki terapistin soru sorma haklarını onaylanmadığı veya makul cevap vermeye istekli görünmediği durumlarda hızlı bir şekilde güvensizlik oluşur.

Öncelikle kuvvetli bir terapötik işbirliği gerekir. Hasta terapistine bir kez güvenebilmişse, çok önemli bir kavşak dönülmüş demektir.

Standart psikanalitik tekniklerin “bumerang” etkisinden sözedilir. Bu yüzden klasik teknikler çok etkili değildir.

Terapistin onlarla dalga geçeceğinden korkarlar.

Yıkıcı güçlerinden korktukları için duygularından incinmeyecek kadar güçlü görünen insanları takdir ederler. Bu yüzden terapistin kendine güçlü ve özgüvenli görünmesi çok önemlidir.

Divana yatarsalar kendi tehlikeli ve düşmanca duygularından korkabilirler.

İlk hedeflerden biri, olumsuz duygular ile eylemler arasındaki ayrımı kazandırabilmek ve düşünceleri yüzünden hissettikleri suçluluğu sonlandırmaktır.

Mizah kullanımı önemlidir. (Mc Williams, sayfa 219’daki örnekler). Kendileri ile ilgili şaka yapabilmeleri güçlü duygularına bir çeşit boşalım sağlar. Gelişme gösterdiklerinin ilk göstergesi düşmanlık ve şüpheciliklerinin mizah anlayışına dönüşmeye başlamasıdır.

Savunma veya direnç analizi ile fazla uğraşmadan dipteki duyguya doğrudan yorum önerilir. Aslında, paranoid’in kaçındığı duygunun ne olduğu, karşıaktarımda ortaya çıkar. Örneğin, hasta çok öfkeli ve terapist tehdit altında hissederken, terapist hastanın kaçındığının tehdit altında olma olduğunu düşünebilir.

“Tehdit altında hissediyor olmalısınız !”.

Paranoidin artan kaygı ve sıkıntıları seanslarda ortaya konduğu zaman, terapist onların son deneyimlerinde dengelerini bozanın ne olduğunu hasta ile birlikte araştırmalıdır. Bunlar çoğunlukla ayrılık veya başarısızlık (veya paradoksal olarak, ağır suçluluk yaratan başarı’dır).

Paranoid düşünceleri doğrudan yüzlemekten kaçınılmalıdır. Çünkü bu düşünceler özsaygıyı ayakta tutar.
Hemen alternatif düşünceler sunmak yerine onların iç dünyalarındaki süreç izlenmelidir.

Terapi sırasında terapiste karşı tehlikeli veya kabul edilemez şeyler hissedeceklerinin onlara önceden söylenmesi durumunda rahatlarlar, suçluluk duyguları azalır.

İlaç almaları gerekirse, bu karara terapist ile bir ekip olarak faydalı olacağına inandıkları için karar verdiklerine inanmaları durumunda ilaçlar işe yarar. Ancak bir otoritenin onların ilaç almaları gerecek kadar “deli” olduğuna karar verdiğine inanırsalar aşağılanmış hissedebilirler.

Her ne kadar gerçek bir dostluk ve ilişki istediklerini söyleseler de, sınır ihlalinden kaçınılmalıdır. Terapistin çerçevedeki tutarlılığı onların güvenliği için bir gereksinimdir. Çerçevedeki ihlaller yüksek kaygı yaratır.

Kendi saldırgan fantezilerinin terapistlerini tahrip edeceğinden korkarlar. Bilmek isterler ki, onları tedavi eden bu kişi onların düşlemlerinden kuvvetlidir. Bu düşlemlerdeki şiddete rağmen yaşamda kalır. Bazen terapistin ne söylediğinden daha çok nasıl söylediği önemlidir. Rahat mı ? Kaygılı mı ? Suçlu bir şekilde mi ? Vicdanı rahat mı ?

Depressif ve/veya Manik Kişilik

Bu kategoride iki kişilik tipi vardır: Depressif dinamikleri olanlar ve dinamikleri depresyonun inkarı üzerine kurulu olanlar, bir başka deyişle, manik, hipomanik ve siklotimik olanlar.

İkinci grubun yaşama yaklaşım stratejileri farklı olsa da, temel psişik örgütlenme ilkeleri, beklentileri, arzuları, korkuları, çatışmaları ve bilinçdışı yapıları benzerdir.

Mc Williams’a göre, psikoterapist ve psikanalistlerin çok önemli bir kısmı depressiftir. Hatta Ralph Greenson’a göre, yaşamlarında en az bir kez ciddi bir depresyon geçirmek ruh sağlığı mesleklerinden olmak için gereklidir.

Dürtü, Duygulanım, Mizaç

Araştırma sonuçlarına göre genetik yük var gibi görünüyor. Ancak depressif ebeveynin yarattığı çevresel etkiyi de gözardı etmemek gerek.

Psikanalize göre ağır Oral Dönem özellikleri. Ya aşırı beslenme, ya aşırı mahrumiyet.

Erken memeden kesilme, ya da hiç anne sütü almama ?

Depressifler genellikle kilolu oluyorlar.

Madde bağımlılıkları. Özellikle erkeklerde alkol bağımlılığı.

Konuşkan olma, çok dokunma, öpme, kucaklaşma, bol sigara içme.
Duygusal deneyimlerinin ifadesi yemek törenleriyle karakterizedir.

Depressifler çok ender olarak kendiliğinden (spontan) hissederler. Kızgınlıklarını gösteremezler. Bunun yerine suçlu hissderler. Ancak, bu suçlulukları paranoidlerin bilinçdışı ve inkar edilmiş suçlulukları değildir. Depressifler bilinçli düzeyde yaygın bir suçluluk hissederler. Bu suçluluk yaşamlarının tüm alanlarına yayılıverir.

Edebiyat dünyasından Kafka ve Rousseau bu duruma iyi örneklerdir.

Bir yazar olan Goldman şöyle der: “ İşlemediğim bir suçla suçlandığım zaman, onu niye unuttuğumu sorarım kendime”.

Depressifler işledikleri herbir suçun farkındadırlar ve herbirini en ince ayrıntısına kadar hatırlarlar. Hiçbirini unutmazlar.

İç dünyalarının ana duygusu hüzündür. Bu hüzün çoğunlukla bir kayıp olgusunun etrafında yeralır. Bu da nostaljik bir durum yaratır. Edebiyat akımlarından Romantizm depressif bir okul olarak buna örnektir.

Duyarlı insanlardır, özellikle ayrılığa karşı hassastırlar.

Kötülük ve adaletsizlik onları üzer fakat ender olarak hiddet yaratır. Kötülük dışarıya gösterilmeyip, içe çevrilir.

İlişkilerde cömert, duyarlı ve şefkatli olabilirler. Ancak bunlar aşırıya gittikçe, başka sorunlar ortaya çıkar. Her ilişkide varolan ve bir bakıma canlılığı sağlayan şiddet ögesi, bu aşırı cömertlik ve şefkat ile kompleks etkileşimler oluşturur. Bu sebeple ilişkiler hayalkırıklıkları ile sonuçlanır ya da mazohist ve/veya passif-agressif dönüşümlere uğrayabilir.

Depressifler genellikle iyi bir psikanaliz veya psikanalitik psikoterapi hastasıdırlar.

Savunma

İçe-yansıtma (Introjection) (Freud – “Yas ve Melankoli”
Abraham – “Kaybedilen Aşk Nesnesi ile Özdeşleşme”)

Depressifler terapide kendilerine haksızlık eden şeyler söylerler. Terapist “Kim söylüyor bunları ?” diye sorar. Bunun üzerine çalışılınca, söyleyenin içe-yansıtılmış (introject edilmiş) nesne olduğu ortaya çıkar (anne, baba, vs).
Bu anlamda depressiflerin tedavisi exorcism gibidir.

Melanie Klein’ın gösterdiği gibi, depressifler kaybedilen nesnelerin iyi yönleri olumlu duygularla bilinçli düzeyde hatırlarken, olumsuz yönler kendiliğin parçası olarak hissedilirler. Bu da bilinçli düzeydedir. Bilinçdışı düzeyde olan, bu olumsuz özelliklerin kaybedilen nesnelerin özellikleri oluşudur.

Bir başka bakış açısına göre, nesnenin kötü özelliklerinden ziyade, kayıbın yarattığı kötü duyguların, giden nesneye yansıtılıp, sonra bu yansıtılanlarla boyanmış nesnenin içselleştirilmesi söz konusudur.

Biraz daha dışsal özelliklerle düşünürsek, eğer birisi kendi kötülüğü yüzünden terkedildiğini düşünürse, bu bir daha olmasın diye çok çaba harcar ve nesnesine sadece olumlu yanları ile yaklaşmaya çalışır. Bazen onu kötüye kullanan kişilerle bile yıllar geçirebilir.

Anna Freud’un 1936’ta tanımladığı “Kendiliğe Çevirme” savunması = “Eğer ben kızgınlık ve eleştiriyi kendiliğime alırsam, orada kontrol edebilirim”.

Depressiflerde idealizasyon bir başka savunma olarak dikkat çeker.

Nesne İlişkileri

Erken ve/veya tekrarlayan kayıplar.

Bu kayıplar kabul edilebilmek için çok erken bir zamanda olmuş olabilir

Reddedilme veya sert eleştirilme geçmişi olabilir.

Kayıplar üzerine yas süreci yeterince yaşanılmamış olabilir.

Kayıpların tekrarlanması çocuğun kendini bu kayıpların sebebi olarak görmesine sebep olabilir.

Sürekli olarak nesne arayışında olan insanlardır. Rahat hissetmek için diğerlerine yaklaşırlar.

Ebeveynlerin yetersiz olduğunu düşünmek onlarla ne kadar zaman geçirmeleri gerektirdiklerini göz önünde bulundurduklarında kendilerini kötü bulmaktan çok daha acı vericidir. İçe yansıtma başlar.

Somut kayıplar olmasa bile, psikolojik kayıplar olabilir. Örneğin, annenin bebeğin doğal (ve dönem uyumlu, yani sağlıklı olan) bağımlılıklarını patolojik sanıp, erken bırakmaya zorlaması.

Erna Furman’ın (1982) ünlü makalesi “Anne Terkedilmek için Orada Olmalıdır” (Mothers have to be there to be left).

Depressiflerin ailelerinde gerçek kayıpların çalışılmaması. Yas sürecinin doğal süreci için gerekli olanlar cesaretsizlendirilir.

Erken dönemde annenin geçirdiği depresyon çok belirleyici bir faktör. Çocuk en erken gereksinimleri için suçluluk duyuyor. Bu konuda André Green’in makalesi çok zihin açıcıdır (“Ölü Anne”).

Kendilik Yapısı

Kendilik deneyiminin tabanında hep aynı iç konuşma vardır: “Ben kötüyüm”. Kendi hırsları, açgözlülükleri, şiddetleri, rekabetleri, hasetleri, öfkeleri ve şehvetleri olarak tanımladıkları şeyin yasını tutarlar. Yaşamın doğasına dair olan ve normal şiddet ve şehvet içeren herşeyi, belki canlılığın kendisini kötü, sapkın ve tehlikeli görürler.

Onlara kötü olduklarını söyleyen sert ve eleştirel bir üstbenlikleri vardır.

Olaylardan sonra hayatlarına devam edememelerinin başlıca iki sebebi vardır;
a) Başka insanların yardım etmemesi
b) Bilinçdışı olan “ben kötüyüm” fantezisi.

Oral Düzey = “Korkarım ki açlığım herkesi tahrip edecek”

Anal Düzey = “Sadizmim tehlikeli”

Fallik Düzey = “Rekabet duygularım ve aşk arzum şeytanca”

Psikotik depresyonlarda (melankolilerde) polisi arayıp, işlemedikleri suçları üstlenenler var. Polis te bu vak’aları tanıyor ve bu tür itiraflarda çabuk heyecanlanmıyor.

Depressiflerin gönüllü yardım teşkilatlarında iyi çalışmacılar olması. Philantropistler. (Psikoterapistler ?). Suçluluktan kurtulmak için yaşam boyu bedel ödeme ? Mother Thérésa ?

Aktarım ve Karşıaktarım Dinamikleri

Depressif hastalar terapistlerini sever ve idealize ederler. Ancak bu idealizasyon narsistlerin boş ve nesne-bağlantısız idealizasyonu değildir.

Terapistlerinin durumu ile yakından ilgilidirler. Ona yük olmamaya gayret ederler.

Terapistten taleplerde bulunmaları kendilerini bazı şeyleri hak ediyor gibi görmelerinin göstergesi ve gelişmenin işaretçisidir.

Terapistlerine içe-yansıtılmış nesnelerini yansıtırlar. “Eğer beni gerçekten tanısaydı sevmezdi”.

Terapi ilerledikçe –umut edilir ki – terapiste yönelik öfkeler yaşanmaya başlanır. İçe-yansıtılmış nesneler terapiste daha az yansıtılmaya başlanıp, kızgınlık üstlenilir. Depressiflerin terapilerinin başarılı olması için böyle bir gelişme yaşamsal öneme sahiptir. Hastanın öfkesini göstermesine tahammül edemeyen terapist geçmişteki örgüyü tekrar edip, depresif dinamiği bir daha tasdik etmiş olur. Terapötik değil, kontrterapötik bir sonuç ortaya çıkar.

Karşıaktarımda Tümgüçlülük, kurtarıcı olma, şartsız sevgi verme, hastanın hiç sahip olmadığı ebeveyn olma, evlat edinme düşlemleri ortaya çıkabilir.

Eş-Özdeşleşme karşıaktarımı olarak, terapist moralsiz, güçsüz, kötü, yeterince iyi olmayan olarak hissedebilir. Depressif duygular son derece bulaşıcıdır.

Terapi

Terapinin ilk hedeflerinden biri olumsuz duygularını içe atmak yerine dışarı yansıtmayı öğrenmeleridir.

Kısa vadeli bir terapi süreciyse zaman sınırları önceden belirlenmelidir aksi takdirde depresif kişi yeterince iyi bir hasta olmadığı için terapinin sonlandırıldığını düşünebilir.

Terapisti bir birey olarak görüp saygı duyar takdir ederler, terapötik ilişkiyi suistimal etmeye çalışmazlar.

Kabul, saygı ve şefkatli anlama gayreti önemlidir. Denebilir ki, terapi olgusunun evrensel humanist yaklaşımı daha çok depressifler içindir. Bu yaklaşım, örneğin paranoidler ve psikopatikler için bir daha gözden geçirilmesi gereken bir olgu iken, depressifler için vazgeçilmezdir.

Terapide kayıp ve ayrılık temaları dikkatle çalışılmalıdır. Özellikle, tatiller, iptaller, vs. “Gidiyorsun çünkü ben kötüyüm”.

Depressif hastaları teselli ya da övgü iyi netice vermez, onları daha depressif veya kaygılı yapabilir: “Beni gerçekten tanısaydı….”, “Onu da kandırabildiğime göre, ona artık güvenemem”.

Ego Psikologları = “Ego’yu Destekleme ! Süperegoya Saldır !”.

Kendilerine saldıran kısımlarına saldırırsanız söylediklerinizi dikkate almaya başlarlar bu yüzden zıtlaşmak faydalıdır.

Ortaya ne kadar çok şey çıkarılırsa depresif kişi için o kadar faydalıdır.

Diğer hastalarda direnç olarak görülen olguların bu hastalarda ortaya çıkışı gelişimsel başarıdır.

Idealizasyonun çöküşü de iyileşmeye işaret eder.

Sonlandırma safhasında depresif dinamiklerin yeniden ayaklanması oldukça sık yaşanır.

Manik – Hipomanik Kişilikler

Bu depresyon olgusunun diğer yüzüdür.

Temelde depresyon vardır. Ancak inkar edilir. Bu inkarın çöktüğü durumlarda, siklotimik bir yapı ortaya çıkar.

Kişi hipomanide neşelidir, enerjiktir, kendini ön plana alır, büyüklenir.
Şovmenler. Komedyenler.

Çekici ve sempatiktirler. İlgi arayışındadırlar.

Büyüleyicilik ve hız kombinasyonunun altında çoğunlukla ani kayıp veya değişim vardır.

Psikanalitik olarak Oral özellikler gösterir. Çok konuşur, çok yemek yer. Kiloludur.

Savunma

İnkar. Özellikle kedere ve kayıplara karşı.

Eyleme Dökme – Madde kötüye kullanımı, aşırı cinsellik, psikopatik gibi görünen davranış bozuklukları örneğin hırsızlık, kavga çıkarma.

Bu eyleme dökmelerin yarattığı yeni ortamlar, yeni gündemler, bir dikkat kopuşu sağlar. Bu dikkat kopuşu duygusal acıya karşıdır.

Psikotik olanlarda, yani hipomanik değil, maniklerde mistik büyüklük, gerçek-dışı başarı, hatta ölümsüzlük inançları ortaya çıkar.

Manik savunmalar, depressiflerde olduğu gibi, idealizasyon değil, değersizleştirme üzerine kuruludur.

Nesne İlişkileri

Aşırı ve sürekli kayıplar. Çok hareketli ve değişken aile yaşamı (taşınmalar, boşanmalar, meslek, iş, çevre ve partner değiştirmeler). Anne – baba da manik mi ? Genetik yük ?

Bu hastalarda, kayıplar depressiflere göre daha fazla ve şiddetli. Ve de ailenin bu kayıplar üzerine duygusal-iletişimsel çalışması daha sığ. Yas ise gerektiği gibi tutulmamıştır.

Bu iki patoloji grubunun birbirleri ile ilişkisi açısından “İçedönüklük-Dışadönüklük” değişkeni bir açıklama olabilir mi ?

Kendilik Yapısı

Eğer hareket etmeyi keserlerse dağılıyor gibi hissederler. Hareketlilik onları birarada tutuyor gibidir.

Özdeğer, acıdan sürekli kaçma ve diğerleri eğlendirme, vitalize etme kombinasyonu ile yüksek tutulabilir. Bunların başarılamadığı durumda düşmeye başlar.

Dibi ve zirveyi çok iyi bilirler ancak huzurlu bir düzeyde rahat edebileceklerinin farkında değillerdir.

Maniklerin başa çıkamayacakları kadar ağır ve ani bir kayıpla karşı karşıya kalmaları durumunda intihar riskleri yüksek.

Aktarım-Karşıaktarım Dinamikleri

Terapistler için bazen ilginç olabilirler ancak çoğunlukla tüketicidirler.

Tehlikeli bir karşıaktarım tuzağı, hipomanik canlılığa kanıp, hastanın acısını ve altta yatan patolojinin ciddiyetini hafife almaktır.

Bazen terapötik alyans ve/veya ego-distoni sanılan şey, manik inkar ve savunmacı sevimlilik olabilir.

Terapist aklının karıştığını veya başının döndüğünü hissedebilir.

Terapist kısa sürede sıcak bir bağ kurulduğunu hissedebilir.

Terapi

Bu grupla psikoterapi yapmak zordur.

Terapiste karşı bağlılık hissetmeye başladıklarında korkabilirler, tedaviyi bırakma ihtimali ortaya çıkar.

Hareketlilikle ortaya çıkan kaçış engellenmelidir.

Depresyona girmeleri bir gelişimdir ancak bu depresyon ağı ve ani olmamalıdır. Bu yüzden depresif taraflarıyla çok hızlı bir şekilde karşı karşıya bırakılmamalı, yavaş bir çalışma süreci izlenmelidir.

Duygulardan ve en önemlisi terapiste bağ kurmaktan kaçış engellenemezse, terapi mümkün olmaz.

Hastayla kontrat yapılmalıdır: “Siz hep kaçıyorsunuz. Gene kaçabilirsiniz”. Bu yüzden tanı formülasyonunu hızlı yapmak önemlidir.

Genellikle hipomanikler ortayaşta tükenip gelince, prognozları yüksektir. Daha genç yaşlarda terapiler çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır.

Paranoidlerin terapisinde geçerli olan bunlar için de doğru. Savunmanın altında yatan ve kaygı yaratan duyguyu doğrudan yorumlamak gerekir. Hastayı savunmasını incelemeye davet etmek, bunun için uzun süreler tanımak, vs. terapide ilerlemeyi durdurur ve soğumaya yolaçar.

Mazohist Kişilik

Avusturyalı yazar Leopold von Sacher-Masoch.
Orgazmı işkenceye uğramada ve küçük düşmede aramıştı.

Marquis de Sade – Sadizm.

1933’te Reich, Mazohist Karakter’den sözetmişti. Bu kullanımla birlikte, cinsel anlamı dışına taşan bir genişleme oldu.

Helene Deutsch (1944) “Annelik doğası gereği mazohisttir”.
Bazı rollerin, fedakarlıkların, sosyal ilevlerin mazohist rolleri vurgulandı.
Mahatma Gandhi.

Çocuklarda bir ilgi görme yöntemi ve/veya suçluluktan kurtulma yolu olarak “kazaya eğilim” (accident proneness).

Dürtü, Duygulanım ve Mizaç

Bünyesel olarak getirilenler konusunda fazla bir şey bilinmiyor. Bazı araştırmacılar aşırı oral ve anal saldırganlıktan sözediyorlar.

Bu çocuklar bir şizoide göre çok daha fazla nesne- arayışı içinde olan ve sosyaldirler.

Cins Kimliği ile ilgili tarafı = Kızlar taciz sonucunda mazohist, erkekler saldırganla özdeşleşme sonucunda sadist oluyorlar.

Geçmişlerinde yeterince uyarım olmadığı için “yaşadıklarını hissetmek” adına eyleme geçmek zorundaymış gibi hissederler.

Kültürle ilgili tarafı – Sosyal Öğrenme – Arabesk veya Akdenizli Kültür.

İç dünyalarının derinliklerinde bir takım depressif (suçluluk, değersizlik) dinamikler olsa da, dışa görünen davranışlarında paranoid (öfke) gibidirler.

Savunma

Ana Savunma Olarak, Ahlakileştirme (Moralization. Tanımı = Belirli bir sorunu çözmek yerine ahlaki onay ve övgü almaya çalışmak).
İçe-yansıtma, Kendiliğe Çevirme, Yüceleştirme, Yansıtmalı Özdeşleşme.
Kendini yenilgiye ve zarara uğratır şekilde Kendiliğe Çevirme – Bu savunma ile beklediği cezayı provoke edip, ona biraz olsun “hakimiyet” (mastery) sağlayabilmeye gayret eder (Passive-into-Active Transformation).

Freud (1920) Tekrarlama Zorlantısı.

Reik (1941) Mazohist Eyleme Dökme:

a.Provokasyon (kışkırtma);
b.Teskin etme: “Zaten acılar içindeyim; daha fazla cezaya gerek yok”.
c.Teşhir: “Bana dikkat et ! Nasıl da acılar içindeyim”.
d.Suçluluğun boşaltılması: “Bak bana neler yaptın !” (Ben değil, sen yaptın !).

Mazohistler oldukça nesne bağımlıdırlar: “Dokunulmamaktansa, vurulmayı tercih ederim” der gibidir.

Temelde kendi kötü oluşlarını, ahlaki destek toplayarak, “kendilerine kötülük yapana” çevirirler.

Üvey anne-babası olan çocukların psikolojileri ile ilgili bir yorum = Passif-agressif provokasyonlarla üvey ebeveyni çıldırtıp, sosyal çevreden ahlaki ve duygusal desteği alabilirler. İç-dünyadaki rahatsızlık verici depressif inanç gerçek ebeveyinin kendi kötülükleri (yetersizlikleri, vs.) yüzünden gittiğidir. Kaybedilen gerçek ebeveyn “yüceleştirilip”, üvey ebeveyn “kötü” kılındığı zaman ve “bu kötülük tarafından ızdırap çektirilen” olunduğu zaman, çocuk kendi kötülüğü (depressif yanı) ile yüzleşmemiş olur. Ayrıca, “mazlum”a duyulan sempatiyi de kazanır.

(Özetleyenin Notu: Bir Anadolu Halk Duası = “Allah’ım beni Zulümden, Zalimden, Mazlumdan Koru !”.

Nesne İlişkileri

Hammer = Mazohist hala umudu olan bir depressiftir”.

Mazohistin aile geçmişi depressife çok benzer. Tam çalışılamamış ani ve şiddetli maddi-manevi kayıplar. Fakat tüm bu öykülerde görülmektedir ki, eğer çocuk acı çektiğini yeterince gösterirse, yardıma gelecek birileri vardır. Nesnenin yalnızca acı çekmeleri durumunda orda olacağına inanırlarsa bir bağlanma yöntemi olarak acı çekmeyi kullanmaya başlarlar.

Yeterince nesne ilişkisi olmaması veya toplumun bir parçası gibi hissedilmemesi durumlarında kişi kendine zarar vermeye yönelir. Acı çekmeyi hak ettiklerine dair depresif bir fantezi de söz konusu olabilir.

Esther Menaker = “Lütfen beni terketme ! Senin yokluğunda kendime zarar veriririm”.

Kadın Korunakları Araştırmacısı Rasmussen (1988) dövülen kadınlar üzerine yaptığı araştırmada gösteriyor ki, bu kadınlar için terkedilmek dövülmekten daha korkutucu. Kendilerini ölesiye döven adamlardan kurtarılarak korumaya alınan kadınlar, bir rahatlama ve güvenlikten hoşlanma döneminden sonra, büyük boşluk duyguları, ağır depressif ataklar geçiriyorlar.

Araştırmalar gösteriyor ki, bu insanların çocukluklarında anne-babalarıyla yoğun ilişkiye girdikleri ender anlar, şiddetli cezalandırılma seansları. Eziyet yakınlığın fiyatı gibi.

Nydes (1963) = Paranoid ve Mazohist Dinamikler bazı insanlarda bir çember oluştururlar. Sınır Kişilik bu iki dinamiğin döngüsel ifadesidir. Terapist bazen karşısında şiddetle karşı koyan bir insan bulur. Bazen de kanatları kırık bir kurbanla karşılaşır.

İki karakter de (paranoid ve mazohist) özdeğer, güvenlik ve fiziksel esenliğe bir tehdit beklentisi içindedirler.

Paranoid kendini tehdit edene “Sen bana zarar vermeden, ben sana zarar vereceğim !” der gibidir.

Mazohist ise, “Sen bana saldırmadan, ben kendime saldıracağım ve senin saldırmana gerek kalmayacak !” der.

Onlara yaklaşıldıkça kendilerine daha çok zarar verirler.

İki karakter de aşk ve güç kavramlarıyla meşguldür.
Paranoid güç için aşkı, mazohist aşk için gücü feda eder.

Bir başka döngüsel ikili depressif ve mazohist karakterler arasında olabilir (Kernberg’ün Mazohist Depressif Kişiliği).

Aktarım-Karşıaktarım Dinamikleri

Hasta terapistini iki şeye ikna etmeye çalışır:
a.Kurtarılması gerekmektedir;
b.Kurtarılmayı haketmektedir.

İki tür karşıaktarım ortaya çıkar:
a.Karşımazohizm;
b.Sadizm.
Çoğunlukla iki karşıaktarım döngüsel olarak birbirini izler.

Yeni terapistler, mazohist hastanın acılarını üstün bir gayretle gidermeye çalışırlar. Bunun sonucunda, hasta daha da mızmızlaşmaya başlar. Terapistlerin çoğu depressif oldukları için, bir depressife iyi geldiğini kendilerinden bildikleri bol “ikram”ı yaparlar ve bu regresyona yol açar. Hasta kendini acınacak duruma düşürmenin her zaman işe yaradığını bu vesile ile görür.

Terapistlerin artık usandıkları ve öfkelendikleri durumlar, yani sadistleşebildikleri etkileşimler, hastanın kurbanlaştığı anlardır ve sonrasında terapistlerde depressif pişmanlıklara yolaçıp, onarma amaçlı bol ikramları bir daha başlatabilir. Bu bir zaman sonra, terapide bir “öfke-suçluluk” döngüsüne dönüşebilir. Bu yüzden de en sık karşılaşılan karşı aktarım sadizm ve mazoşizmdir.

Terapi

Esther Menaker (1942) Klasik Psikanalitik tekniğin mazohist bir bağımlılık geliştirebildiğini iddia etmiştir. Bu yüzden o yüz yüze çalışmayı önerir.

Terapistler asla tümgüçlü bir rolle özdeşleşmemelidir.
Ayrıca terapistin hastasına bir mazohist modeli de olmaması gereklidir.

Saldırmaları durumunda terapist kendisini savunmamalı, irdelemeye çalışmamalıdır.

Genellikle antidepresan tedavisine iyi yanıt vermezler ve bu hoşlarına gidiyormuş gibi gözükür.

Para meseleleriyle (ödemelerin durması) karşılaşılma ihtimali yüksektir.

Onlara “Zavallı Siz !” anlamına gelecek şeyler söylenmemelidir.

Ana müdahele ekseni “Kendinizi Bu Duruma Nasıl Koydunuz ?” cümlesidir. Bu yorumlama ve soru ekseni ortaya öfke çıkartabilir. Bu ortaya çıkan öfkenin terapist tarafından nasıl ele alınacağı terapinin gelişim umududur çünkü belki ortaya çıkan bu öfke ile birlikte hasta ilk defa kendini zavallı durumlara koymadan bir ilişki kuracaktır.

Onları kurtarmamak gerekir.

Onlarla etkileşimde asla suçluluk ve kendiliğe yönelik şüphe satın alınmamalıdır.(Özellikle ayrılıklarda terapistler bu tür suçlulukları hemen satın alabilirler).

Yukarıdaki bu önerilerle ortaya konan şeyin hastaya yiönelik bir sadizm olmamasına dikkat edilmelidir. Terapist ne sadist ne de mazohist olan bir eylem noktasından hareket etmelidir.

Obsessif ve Kompülsif Kişilik

Batı kültüründeki “yapma” ve “düşünme” hakimiyeti.

Pekçok yüksek düzeyde üretken ve başarılı insan bu tipolojidedir.

Workaholic karakter.

Type A.

Reich = Yaşayan Makineler.

Bu tipolojiden olanların ille de OKB olmaları gerekmiyor.

Semptom haline geldiklerinde beraber görüldükleri için genellikle beraber oldukları düşünülse de iki ayrı kişiliktir. Biri olmadan öteki olabilir. Örneğin bir filozof obsesif olup eyleme geçmezken, bir marangoz ritüel şeklindeki eylemlerini gerçekleştirirken obsesif düşünceler taşımaz.

Dürtü, Duygulanım, Mizaç

Fenichel = Özellikler:
a.Zamanından erken ve acımasız tuvalet eğitimi;
b.Düşlem, anı, dil ve rüyalarda anal imgeler;
c.Karakterde “tutma”, “bırakma”, “titizlik” özellikleri.

Temel duygulanımsal çatışma Hiddet ve Korku arasındadır. Hiddet kontrol edildiğini hissettiği zaman ortaya çıkar. Korku ise yargılanma ve cezalandırılma ihtimaline karşıdır.

Obsessiflerin duyguları dilsiz, bastırılmış, ussallaştırılmış ve ele geçirilemezdir.

İstenmeyen düşünceleri takip eden, istenmeyen zoraki davranışlar.

Duyguları dışarı kaçırmak (tuvaletini kaçırmak gibi) kontrolü kaybetmek olarak algılanır. Bu yüzden duygularına sıkıca sarılır dışarı kaçırmazlar. Bu yüzden duygulara mesafe koymak çok önemlidir.

Akılcı olması şartıyla öfke hissedebilirler (örneğin bir eylemleri engellendiği için)

Ritüel haline gelmiş, çoğu zaman sorgulamadan gerçekleştirilen eylemler.

Sürekli şüphededirler. Tercih yapmaları gereken durumlarda, seçimlerinin hemen ardından sebepsiz yere pişman olabilirler.

Davetsiz düşünceler saldırganlıkla ritüel davranışlar ise bu saldırganlığın engellenmesi ile alakalıdır. Çünkü bu saldırganlığın olası sonuçlarından endişelenirler.

Kelimeler duyguları ifade etmek için değil, gizlemek için kullanılır. Buna tek istisna kontrol edildiğini hissettiği zaman ortaya çıkan hiddettir. Özellikle bu hiddet sosyal olarak onaylanacak bir duruma yönelikse ve akla uygunsa.
Obsessif hastaların hiddetlerini gösterme şekilleri sıklıkla Passif Agressif tabiattadır.

Bazen serbest kalan öfkesinin sonuçlarından bir narsistinkine benzer utanç ta duyabilir.

Savunma

Asıl amaç, kişinin kendi içinde mükemmel veya ahlaklı bir insan olduğunu hissetmesi değil, dışarıya mükemmel olduğunu göstermesidir. Bu yüzden savunmalar suçluluğa karşı değil, dışarıdan kusurlu görülmeye karşıdır.

Yalıtma.
Yap-bozlama.
Ussallaştırma.
Ahlakileştirme.
Karşıt-tepki kurma.
Entelektüelleştirme.

Kendilik Yapısı

Öz saygı, akılcılık ve nesnel standartlarla belirlenmiş “ahlaklı olma” durumları etrafında düzenlenir.

Düşünmek öz saygıyı destekler, kaygıyı azaltır. Bu yüzden entelektüel savunmalar kullanılır.

Anal evreye ait bilinçdışı kaygılar.

“Anal Üçlü”: Temizlik, Dakiklik, İnatlaşma

Bilinçaltı seviyede isyankarlık ve saldırganlık.

Merkezdeki boşluk duygusuna bağlı olarak diğerlerine karşı önemli ve güçlü görünme istegi vardır.

Nesne İlişkileri

Yüksek standartlar koyan ebeveyn.

İçinde yaşanan toplumun pekiştirici olması (davranış kuralları nelerdir, iyi insan nedir, kim kötü insandır)

Bu ebeveyn gayet tutarlı bir şekilde iyi davranışı mükafatlandırır ve istemediği davranışı cezalandırır.

Ailede “kontrol” meseleleri merkezi önemdedir.

Aşırı ihmalkar veya umursamaz bir aile de olabilir. Modellenebilecek bir üst benlik olmadığı için çocuğun üst benliği katı ve aşırı eleştirel gelişebilir.

Ebeveynin “ahlakileştirme”leri model alınır:
“Seni cezalandırmaktan hoşlanmıyorum ama bunu yapmam gerekiyor. Beni bunu yapmak zorunda bıraktığın için kendinden utanmalısın !”.

Ailede “Çalışkanlık” adeta kutsanır. “Selamet çalışmadan geçer” = Calvinism, Protestanlık, Kapitalizm (Para / Bok Biriktirme).

  1. Yüzyılın son yarısında değişen pedagojik rejimler, Batı Toplumlarında daha az Obsessif karakterin ortaya çıkışında bir düşüşü sağladı.

Doğu Toplumlarında, özellikle dindar kesimlerde çok yüksek boyutlarda.

Aktarım ve Karşıaktarım Dinamikleri

“İyi Hasta” olurlar.

Dürüst, motive ve dinamik görünürler.

Terapistlerini kendini adamış ancak fazla talepkar ve yargılayıcı bulurlar. Bilinçli düzeyde rıza gösterirler; ancak bilinçdışı düzeyde yüksek derecede dirençlidirler.

Terapistleri uzun konuştuğu zaman dinlemezler. Terapistleri tam konuşmaya başladığı zaman sözlerini keserler.

Karşı aktarımda terapist tuvalette çocuğunun yanında oturan bir anne gibi hissedebilir (duygularını çıkar artık!).

İfadelerinde üstü örtük bir eleştirellik ve asabiyet vardır.

Aktarım-karşıaktarım dinamikleri “kontrol” teması etrafındaki passif agressif bir mücadeleye dönüşebilir.

Terapi

Obsessiflerle terapide sabırsız ve tartışmacı olmamak gerekir. Zorla yorumları kabul ettirmeye çalışmak yanlıştır.

Terapide talepkar ve kontrol eden ebeveyn olmamak gerekir ancak bu duygusal olarak kopuk olmak gibi de olmamalıdır.

Terapist teknik ve entellektüel bir tarzdan özenle kaçınmalıdır.

Yorumlarda kelime ekonomisine dikkat edilmelidir.

Farazi düşüncelere değinmek ve hastalarda bu düşüncelere karşı bir mizah anlayışı oluşturmak önemlidir.

Süreçte “kırmızı iplik” (duygu) takip edilmelidir. Çalışma onun üzerine olmalıdır.

Bu hastaları “nasıl hissediyorsunuz ?” sorusu kilitleyebilir. Bu yüzden imgeselleştirme, sembolizm ve beden ifadeleri kullanılabilir.

Histerik Kişilik

Yüksek kaygı düzeyi.

Yüksek duygu şiddeti.

Kişisel dram ve risk içeren ortamlara duyulan çekim.

Yüksek görünürlük içeren mesleklere duyulan çekim (Sahne sanatları, politika, öğretmenlik, vs.).

Dürtü, Duygulanım, Mizaç

Hayalkırıklığına uğrayınca hemen bağıran ancak okşanınca hemen havası değişen; duyguları genelde kısa sürede çarpıcı değişimler gösteren bebeklerin bu özellikleri histerinin mizaç tabanı olarak görülmektedirler.

Yüksek uyarım gereksinimi duyarlar ancak uyarım biraz fazla gelince de, uyarım tahammülsüzlüğü gösterirler. Stres yaratan uyarımları proses etmede zorluk yaşarlar. Başka kişilikler için kolay başa çıkılabilen uyarımlar, histerikler için travmatik olabilir.

Karşı cinsten biriyle iletişim kurarken bebek gibi konuşabilirler. Bu manipülasyon amaçlı değil, daha güçlü olan cinsten biriyle yakınlaşmaktan korkmalarındandır.

Yoğun duygular hissetmeye yatkınlardır.

Nesne arayışında ve sıcak bir yapıya sahip oldukları için kurtarma fantezileri vardır. Bu yüzden sıklıkla sorunlu ve “yardıma ihtiyacı olan” bireylerle ilişki kurarlar.

Duygulanımların yüzeysel veya abartı gözükmesi sahte oldukları anlamına gelmez, bunun sebebi duygularını doğal bir şekilde ifade ederlerse savunmasız duruma düşeceklerinden kaygılanmalarıdır.

Her konuda canlandırma yaparlar, hayatlarında her zaman bir kriz vardır, bir kriz bittiğinde hemen ardından başka bir kriz başlar.

Dissosiyatif Düzenekler Dikkat Çeker:

La Belle Indifference.
Fause Reconaissance.
Pseudolagia fantastica.
Fugue.
Beden Hafızası.

Savunma

Bastırma.
Gerileme.
Cinselleştirme (“Herşeyi cinselleştirirler, hiçbirşeyi jenitalleştirmezler”).
İkincil Kazanç. (Birincil Kazanç intrapsişik uzlaşımın kazancıdır).
Eyleme Dökme başlıca savunmadır, ne olup bittiğini zihinselleştirmezler.

Nesne İlişkileri

Histerik kişiliklerde cinsellikle ilgili genel sorun nedir ?
Taciz ?
Baştan çıkarılma ?
Penis Haseti ?
Yoksa herşey bir Kontrfobik “Patty Hearst fenomeni” mi ?

Histeriklerin daha çok kadın olması ? (Hysteria – Uterus etmolojik bağlantısı).

Histerik kişiliklerin ailelerinde “cins kimliği” ile ilgili yüksek hassasiyet vardır. Belli bir cinsten olmak güç, gurur, hiyerarşi, öncelik, vs. gibi kavramlarla değerlendirilir.

Babalar genellikle hem korkutucu, hem de sedüktif.
Kız çocuklarda baba erinliğe kadar çok sevilen, yakın bedensel temas kurulan; daha sonra ise, çatışmalarla uzak durulan.

Kızların zayıf algıladıkları, özdeşleşemedikleri anneleri vardır. Bu yüzden kendilerine annelerinden yeterince şey katamadıklarını düşünürler.

Ailenin genel yapısında, babanın narsist özellikleri, annenin yetersizliği ve depresyonu dikkat çeker.

Histeriklerde her zaman travma geçmişi olmayabilir ancak cinsiyet meseleleri etrafında düzenlenen pek çok dinamik vardır.

Histerik kişiliklerde temel sorun “cins kimliği” ile ilgili yetersizliktir. Kız çocuk “erkek” olamama, erkek çocuk “yeterince erkek” olamama karmaşası içindedir.

Kendilik Yapısı

Sedüktif ancak aynı zamanda masum bir yapıları vardır.

Bir ebeveyni çok güçlü ötekini ise çok zayıf görmeye bağlı savunma dinamikleri vardır.

Korkutucu bir baba olması durumunda kişi kendini küçük, zarar görmüş ve savunmasız hisseder.

Hadım edilme veya güç kazanmanın tek yolu hadım etmekmiş gibi fantezilere
sahiptirler.

Hemcinsleriyle rekabete girerler.

Eyleme dökmede bilinçdışı “suçluluk” hissiyatı önemlidir.

Aktarım- Karşıaktarım Dinamikleri

Histerikler çok güçlü nesne aktarımlarına sahiptirler.

Direnci yaratan şey de aktarımdır. “Beni eleştirdiğini hissediyorum”, “Benden faydalanacaksın”.

Kadın bir terapist erkek bir hastayı tedavi ederken karşındakinin annesine hava atan üç yaşındaki bir çocuğa dönüştüğünü gözlemleyebilir. Bu noktada terapist savunmaya geçmezse, hasta ilişki kurmak için gösterişli olması gerekmediğinin farkına varır.

Bu kişilikler tam nesneye bağlıdırlar ve duygularını kuvvetle ifade ederler.

Aktarım cins ve cinsellik yönelimlidir (Erotik ve erotize aktarım).

Karşıaktarım savunmacı mesafe koyma ve/veya çocuklaştırma halini alabilir.

Özellikle narsist ve karizmatik erkek analist/terapist aktarımı ileri düzeyde alevlendirebilir.

Böyle bir ikilide terapist histerik daveti kabul edip, “tümgüçlü baba”yı oynamaya başlayabilir.

Terapide cinsel tacizin en çok rastlandığı kişilikler.

Terapi

Direnç veya kaygı ile karşılaşılana kadar çalışmanın büyük kısmı onlara bırakılmalıdır. Direni açıklamalarını istediğinizde geçmiş nesnelerle bağlantı kurmayı başarabilirler.

Terapist karşı cinsse oldukça baştan çıkarıcı davranabilirler.

Amaçlardan biri kendi psikolojilerini en iyi kendilerinin bildiklerinin farkına varmalarıdır. Özellikle kadın hastaların erkek terapiste karşı gelebilmeleri bir gelişmedir.

Rekabetlerini bilinçdışı tutmak yerine açığa vurmaları daha iyidir, terapist bunun keyfini çıkarmalı ve hastanın bazı açılardan üstün olabileceğini belirtmelidir.

Terapist rekabete karşı savunmaya geçmemeli, kabul etme yetisi göstermelidir, çünkü bu yeti histeriklerde yoktur.

Terapist fazla güçlü veya nüfuz edici olursa,
a) Hasta hemcins ise rekabete girer.
b) Karşı cins ise hadım ettiğinizi veya çocuksallaştırdığınızı düşünür.
Bu yüzden çoğu şeyi hastanın yaptığı yavaş ve klasik terapi faydalıdır.

Terapide ebeveynlerinin sorunlu veya eksik oluşlarının ya da geçmişte yaşadıklarının yasını tutabilirler.

Psikotik düzeye yakın hastaların geçmişinde genellikle cinsel açıdan uygunsuz bir baba olduğu için eşitlikçi ve saygılı davranmaya özellikle dikkat edilmelidir.

Psikanalizin yüzyılı sonunda ilginç bir kontrast ortaya çıkmış durumda: İki yol önerilir. Biri çok uzun ve zahmetli, diğeri kısa ???

Nevrotik düzeyde çalışılması kolay, sınır ve psikotik düzeyde ise çok zordur.

Klasik Psikanaliz.
Kısa Dönem Dinamik Terapiler.

Dissosiyatif Kişilik

Son yıllarda çok tartışılan bir olgunun etrafındaki kişilik tipolojisi.

DSM’de Depersonalizasyon, Dissosiyatif Amnezi, Fugue, Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu gibi tanılar var.

Bazı araştırmacılara göre, bu kişilik Histerik Kişilik’ten farklı değil. Ve yukarıda anılan tanılar da çoğunlukla yatrojenik olgular.

Savunma, Dürtü, Duygulanım, Mizaç

Bu kişiliklerde ana savunma dissosiyasyon’dur. Dört alanda gerçekleşir:
a) Davranış Çözümlenmesi
b) Duygulanım Çözümlenmesi
c) Duyum Çözümlenmesi (Uyuşma, Histerik Konversiyon, Felç)
d) Bilgi Çözümlenmesi (Bastırma)

Bu kişiler self-hipnoz’da ustadırlar (suggestibility).

Böyle bir hipnotik duruma girme kabiliyeti yoksa, travma başka şekillerde işlenebilir (bastırma, eyleme dökme, bağımlılık geliştirme).

Bu kişiliklerde duygulanımı işleme kabiliyeti düşüktür. Travmalardan bahsederken bile hiçbir duygulanım yaşamazlar.

Aşırı korku, terör, heyecan, uyarılma, utanç, suçluluk gibi duygulanımlar, bağlantılı oldukları –işlenmemiş/çalışılmamış- travma sahnesi hatırlatırlar ve kişi dissosiye olur.

Bazı beden durumları da dissosiyasyona yolaçar: Aşırı bedensel acı, kafa karıştırıcı cinsel uyarım.

Bu kişiliklerin %97-98’si gibi bir oranda rapor ettikleri cinsel taciz geçmişi var.

Dissosiyasyon tuhaf bir şekilde görünmez bir savunmadır. İşler yumuşak ve yolunda giderken farkedilmez. Çoğu terapist yaşamları boyunca bir DID bile görmediklerini söylerler.

Nesne İlişkileri

Çoğu tacizci ebeveynin kendilerinin taciz edilme geçmişleri vardır.

Kadın hastaların erkek hastalara oranı altıya birdir. Ancak bu cinsel istismarın gerçek oranını yansıtmaz çünkü çoğu erkek bir kişiye dahi yaşadığı istismarı anlatmaz.

Kluft (1984) = 4 Etken Modeli:
a.Hipnoza girebilme kabiliyeti;
b.Ciddi şekilde travmatize edilme;
c.Dissosiyasyon adaptif ve pekiştirilmiş;
d.Travma sırasında ve sonrasında, duygulanımları çalışma rahatlığının olmaması (“Ben sana şimdi ağlamayı göstereceğim ! Kes !!!).

Dissosiyatif hasta histerikten de fazla bir şekilde nesneye bağlıdır; ilişki açlığı içindedir.

Kendilik Yapısı

Birbirinden ayrı tutulan birden çok Kendilik Parçasının varlığı. Bunların herbirinin işlevleri var.

Ana Kendilik “Ev Sahibi” (Host) terapiye başvuran, distimik, kaygılı, tükenmiştir.

La belle indifférence: Sahip olduğu semptomlara karşı umursamazlık.

Bazı eylemlerine anlam veremez, sanki onlar yapmamış gibi davranırlar.

Gerçekte yaşanmış bir olay kadar gerçekçi bir şekilde “sahne anıları”, yani kendi
yarattıkları anıları anlatabilirler.

Diğer kendilik parçaları “alter” adını alırlar. Çocuk, içsel zalim, kurban, koruyucu, vs. gibi prototip alter’ler vardır. Ayrıca vak’aya özgü değişik alter kimlikleri görülebilir.

Ross – Bilişsel Haritalandırma Tekniği.

Aktarım – Karşıaktarım Dinamikleri

Bu kişiliği ve üretebileceği semptomatik yapıyı tanımayan klinisyen başlangıçta olumlu aktarım ilişkisi içindeki “ev sahibi”ni görür. Onunla işbirliği içinde çalışmaya başlar. Kafasındaki daha çok depresyon, kaygı bozukluğu, vs. gibi ikinci eksen tanılarıdır. Kişilik düzeyi olarak nevrotik örgütlenmeyi düşünür. Sonra birden ortaya çıkan “alter”le veya “alterler”le şoke olur. Bu durumu bir psikotik çöküş zanneder. Bu onda fobik bir kaçınmaya yolaçabilir. Aslında “alter”in ortaya çıkışı gerçek tedavinin başlangıcıdır. Ancak bu konuda eğitim almamışlar ve klinik olarak fazla deneyimi olmayanlar için bu terapi çok travmatize edici olabilir.

Çoğul kendiliğe bağlı olarak, birden fazla aktarım-karşıaktarım dinamiği gelişebilir.

Bu kişiliklerin terapisinde terapist sıcak, interaktif ve katılımcı olmalıdır. Tavrı ve tutumu histeriklerin terapisinde olanın tam tersi olmalıdır. Uzak, soğuk, nötr, anonim terapist, “beklenen tacizci/işkenceci” haline gelebilir. Bu tip tutum kötüye kullanma, işkence, terk anlamlarına gelebilir.

Nesnelere en bağlı kişilik grubu oldukları için karşı aktarım çok güçlüdür, pek çok duygulanımın yanısıra kurtarma fantezisi oluştururlar.
Aktarım çok güçlü olduğu için terapistin “seni istismar etmeyeceğim, dokunmayacağım” mesajını açıkça veya üstü kapalı bir şekilde iletmesi önemlidir.

Geçmişlerindeki istismarı tekrar edip etmeyeceklerini görmek için terapisti test ederler (sarılmak, kucaklanmak). Bu yüzden sınırların iyi belirlenmesi önemlidir.

Korkuya kapılmayan terapistler yoğun şefkat karşıaktarımı geliştirebilirler. Onları yoğun şekilde teselli etme, yatıştırma, onarma gereksinimleri duyarlar. Ancak interaktif ve sıcak olmak sınırları unutturmamalıdır. Yoksa bu sınırsız durumu ensest olarak yaşayabilirler.

Dissosiyatif hastalarla çalışırken terapistler dissosiyasyonlar geçirebilirler.

Terapi

Terapisinde özel teknikler kullanılmaktadır.

Hasta, terapistin kontrolü ele geçireceğinden korkabilir.

Terapist hastanın anlattığı anıların gerçek bir flaş bellek anısı mı yoksa sahne anısı mı olduğunu bilemeyebilir.

Terapistin ilgisini tutmak için alter egoların sayısı artabilir. “Beraber çalıştığımızda daha çok çözülüyorsun, bu yüzden belki de destabilize olmaman için daha az görüşmeliyiz” gibi bir söylem bu süreci durdurabilir.

Öteki kişilikleri olan biriyle çalışırken terapist alter egolardan korkmadığı mesajını iletmelidir.

Hastanın sorunu sınırlar ile ilgili olduğu için, nüfuz etmeye çalışmadan yapılan ve yavaş işleyen bir terapi süreci daha hızlı sonuç verecektir.

Terapisi sanıldığı kadar zor değildir.

Hipnoz bilmek yararlıdır.

Ross (1989) = “Yaygınlaştırılmış Kısa Dönem Terapi”.

Fobik Kişilik

Duygulanım, Dürtü ve Mizaç

Başlıca duygulanım korku ve küçüklük hissiyatı.

Korktukları şeyden kaçınabildikleri sürece iyi hissederler.

Korkularının üzerine gitmezler, onları kaygılandıran şeyden uzak durmanın bir yolunu bulurlar.

Kendilerini korkmuş, küçük ve yalnızken yetersizmiş gibi görürler.

Çeşitli konularla bağlantılı olabilecek korkularını tek bir noktada toplarlar ve kendilerini bu şeyden kaçındıklıkları sürece sorun yaşamayacaklarına inandırırlar.

Durumlarını düzeltecek bir kurtarıcıya karşı fantezileri vardır.

Sıklıkla farazi düşüncelere kapılırlar.

Savunma

Yansıtma fobik kişinin merkezindedir. “Niyet yansıtması”: Kişinin tepkisini muhatap olduğu kişinin niyetine yansıtması.

Rasyonelleştirme

Kaçınma

Nesne İlişkileri

Neredeyse her zaman bakımlarını üstlenmiş olan kimse fobik veya kaygılıdır.

Aşırı koruyucu bir anne ya da baba olabilir.

Bunun sonucunda anne veya annelik görevini üstlenen kişi çocuğa normal kaygılarının üstesinden gelmesi için yardımcı olamaz.

Ebeveynler kendi korkularını aşamamışsa, duygusal anlamda çocuğa “bundan korkman çok mantıklı” mesajını ilebilirler, bu da çocuğun rahatlayamamasına sebep olur. Çocuğa kaçınmayı öğretirler.

Nesne ilişkileri ebeveynin “benim yanımda kaldığın sürece sorun yaşamazsın” mesajı üzerine şekillendirilmiştir.

Ebeveyn ile çocuk arasındaki ayrılık sürecinin düzgün olarak yaşanmaması buna bağlı olarak derinde bir ebeveynden ayrılma korkusu.

Çoğu zaman fobik insanların ebeveynleri çocuklarına duygulanımlarını ve içsel hissiyatlarını nasıl adlandıracaklarını öğretememiştir. Bu yüzden fobik kişi adını tam olarak koyamadığı rahatsız edici deneyimler yaşar.

Kendilik Yapısı

İçsel süreçleri tarafından istila edileceklerini hissederler, bu his daha sonra dışsal durumlara da yansır.

Fobiler her seviyede görülen korkuların ifadesidir:
– En alt seviyede kendiliğin yok olma korkusu
– Sınırda kişilik seviyesinde ana ilke olarak ayılma korkusu
– Oedipal seviyede ise daha çok hadım edilme ve cinsiyet ile güç meseleleri

Aktarım – Karşı Aktarım Dinamikleri

Terapistin onları bir ebeveyn gibi koruyacağını ve onlara ne yapmaları gerektiğini söyleyeceğini umut ederler.

Terapist tüm güçlü veya sihirli gibi hissedebilir. “Ne yapması gerektiğini, ne söylemem gerektiğini biliyorum.” “Uzmanlığıma ihtiyacı var.”

Hastanın kaçınma eğilimlerinden dolayı karşı aktarımda çekingen bir çocuğa sahip olan bir ebeveyn gibi rahatsızlık hissedilebilir.

Karşı aktarım çocuksulaştırma (yardıma ihtiyacı olan çaresiz bir çocukmuş gibi davranma) ile rahatsız olmuş reddedici bir tutum arasında gidip gelir.

Terapi

Sadece yorum yapılarak ilerlenemez, fobik kişinin korktuğu şeylerle yüzleşmesi kesinlikle lazımdır.

İlaç yazılması için baskı yaparlar bu yüzden sosyal çalışan veya psikolog gibi ilaç yazamayan uzmanları yetersiz hissettirebilirler.

Fazla hızlı çalışılırsa, korktukları şeyle yüzleşmemek için bedenselleştirebilirler.

Kaygı giderici ilaçlar kullanılırsa, kaygıyı aşmak için yeterli motivasyon oluşmaz.

Tedavinin en zor yanı kişinin edilgen olmaya yatkınlığıdır. Tek cümlelik cevaplar verip susabilirler. Bu yüzden işe yarayan terapötik bir teknik detayları istemek ve derinlemesine cevap vermelerini açıkça talep etmektir.

Açık sözlü, eğitici bir tavıra ihtiyaç duyabilirler.

Karşılıklı ilişkide eşitlik gibi kavramları yoktur, otorite sahibi biriyle çalışırken söz sahibi olabileceklerinin farkında değillerdir.

Biz dili kullanmak ve gelişimin onların katkısına bağlı olduğunu belirtmek önemlidir.

Terapist fobik kişinin kaygı ve diğer duygulanımlarını içsel olarak deneyimlemesine yardımcı olmadır.

Asla vazgeçmedikleri sihirli beklentilerini reddetmeye başladıklarına depresyona girmeleri kaçınılmazdır.

Mümkün olduğunca ilaç vermekten uzak durulmalıdır ancak “ilaç kesinlikle olmayacak” gibi bir tavır korkmalarına sebep olabilir, bu yüzden daha esnek bir yaklaşım sergilenmeli.

Bedenselleştiren Kişilik

Konversiyon durumlarında soruna yol açan dinamikler ortadan kaldırıldığında
fiziksel sıkıntılar da ortadan kalkar. Psikosomatik hastalarda ise gerçek bir hastalık vardır ve bu hastalıklar kişinin psikolojik süreçlerine yakından bağlıdır.

Tedavisi en zorlu kişilik tiplerinden birisidir.

Hastalığın mı önce başladığını yoksa kişiliğin mi önce düzenlendiğini ayırt etmek zorlayıcıdır.

Doğuştan oluşan bir hassasiyet sonucu hastalıklı bir bebeklik geçmişi olabilir.

Duygulanım, Dürtü ve Mizaç

Kendilerini kırılgan hissederler.

Hiçbir şeye hakları olmadıklarını düşünebilirler.

Duygulanımlar beden aracılığı ile ifade edilir çünkü bunları beden dili veya tavırla ifade edemezler.

“Alexityhmic”: Duyguları ifade edecek kelimelere sahip olmamak.

Duygulanımlarından bahsetmeye itildiklerinde çektikleri fiziksel acıdan konuşmaya daha istekli hale gelirler.

Kelimeleri düşünsel olarak bilirler ancak bu kelimelerle içsel durumlar arasındaki bağlantıyı nasıl ifade edeceklerini bilemezler

Nesne İlişkileri

Anne figürü ile çocuk arasında bir uyumsuluk olmuş olabilir. Örneğin mesafeli annenin dokunulmaya ihtiyaç duyan bir bebeği veya tam tersi.

Anne ile zıtlaşmanın yoğun olduğu bir ilişki yaşanmış olabilir. Örneğin annenin hasta değilsin diyişine karşın hasta olduğu konusunda ısrar eden, bunu kanıtlamaya çalışan bir çocuk.

Deri hastalıkları olan kişiler çoğunlukla çocukluklarında yeterince dokunulmayan kişilerdir.

“Duyulmama” ve “Dinlenilmeme” temaları baskındır.

Bazı yönlerden hipokondrik kişilerle örtüşseler bile, bedenselleştiren kimselerde nesne ilişkileri daha ön plandadır.

Savunma

Gerileme

Bedenselleştirme

Kendilik Yapısı

Genellikle oedipal dönem öncesi bir örgütlenmedir ve ayrılma meseleleri merkezdedir.

Hastalıklar bir amaç değildir. Bilinç düzeyine çıkarılamayan duygulanımlar ile ilgili süreçlerin sonucunda oluşan şeylerdir.

Bazı durumlarda duygulanım ve kişilik hastalığa olan bir tepkidir.

Bedenselleştiren kişilerin çoğunun güvenlikleriyle alakalı endişeleri vardır.

Doktorlarını bıktırdıkları için kendilerine “bunu sen yaratıyorsun”, “bu senin hatan” mesajı veriliyormuş gibi hissederler. Bunun sebebi de farklı duygulanımları ve farklı açıklamaları anlama yetilerinin sınırlı olmasıdır.

Kendilerine yaptıkları/yapmaya çalıştıkları şey onlara hiç anlamlı gelmez.

Hastasın ama sebebi psikolojinle ilgili açıklamasının “bu senin hatan degil” demek olduğunu anlayamazlar

Aktarım – Karşıaktarım Dinamikleri

Aktarım ve karşıaktarım ilişkilerinde çok miktarda olumsuz duygu hissedilmesi olağan.

Terapist sempati duyan birinden hastanın varolma hakkına sahip olduğunu kanıtlamaya çalıştığı birine dönüştürüldüğü zaman nefret hissetmeye başlayabilir.

Karşı aktarım reddedici bir his veya acı verici bir çaresizlik olabilir.

Hastayı yok etme ile kurtarma arasında gidip gelme hissiyatı, terapistin çaresizlik hissine katkıda bulunur. Bu yüzden terapinin ilk yılları zayıf ve kırılgan hissettirebilir.

Terapi

Psikosomatik hastalığı olanlar terapiste savunmasız ve çaresiz hissederek gelirler.

Terapinin başlangıcı zorlu olur, süreç ve değişimler oldukça yavaş ilerler.

Doktorlarını bıktırarak psikoterapiye geldiklerinden dolayı yoğun bir sekilde savunmaya geçebilirler. Bu yüzden bazen bazen güçlü bir karşıtlık sergileyebilirler.

Onlara yardım etmeye çalıştığınızda, “öyle degil” deyip aksini kanıtlamaya çalışabilirler. Bu psikoterapi için zorlu bir dinamiktir.

Terapist “bunu kafanda yaratıyorsun” gibi bir düşünceye sahip olmadığını belli etmeli.

Psikoterapi sürecinde hastanın içinde bir şey ayaklanırsa (örneğin duygu malzemelerine ulaşılması durumunda) gerileme yaşanır ve hastalıklar ortaya çıkar. Bu yüzden hasta terapileri kaçırabilir.

Savunmaları ve dirençleri aşıp psikolojik bağlamda çalışabilecek hale gelseniz bile duyguları için doğru kelimeleri bulamazlar.

Acı çekme deneyimlerini onaylamak önemlidir.

Uzun vadeli bir süreç olduğu için başlıca husus muazzam bir sabır göstermektir.

Kohutçu bir yaklaşımla terapi yapmak faydalı olabilir.

Bağımlı Kişilik

İlk akla gelen sınır veya psikotik örgütlenme olsa da her düzeyde görülebilir.

Derinlenmesine işlenmiş tutarlı kendilik sunumları ve diğer insanlarla oldukça sabit nesne ilişkileri olabilir.

Nispeten dengeli kimlik duyumları ve öz saygıları olup hem olgun hem olgun olmayan savunmaları kullanabilirler.

Doğuştan gelen bileşenleri vardır, örneğin bazı çocuklar doğuştan itibaren insanlara diğerlerinden daha fazla tutunurlar.

Daha çok kadınlarda görülür, erkeklerde bağımlılık karşıtlığı daha sık görülür ancak içsel dinamikler benzerdir.

Kritik nokta diğer insanlarla veya tek başına yaşanması veya kişinin etrafında ne kadar insan olduğu değildir. Önemli olan kişinin içinde bağımsız bir kontrol merkezi ve fail olma duyumu olup olmadığıdır.

Duygulanım, Dürtü ve Mizaç

Ayrılmaya dair kaygı gözükmektedir.

Sıklıkla eksiklik ve öznel can sıkıntısı hissleriyle karşılaşılabilir.

Mutlu olma yetisine çokça sahip olan insanlardır ancak her şey diğer insanlara bağlıdır.

Bu kişiler yanlarında olduğu sürece hayatan çok zevk alırlar.

Yalnızlığı sevmezler, yalnız kaldıklarında kaygı başlar.

Bazıları ise yalnız kaldığında donuk hissettiğini söyleyebilir. “Neden yalnız kalmak isteyeyim ki?”

Bu his benlikleriyle uyumludur. Bir insanın kendi başına olmaktan zevk almasını hayal bile edemezler çünkü bu onlar için tuhaf bir bilgidir.

Kendi başlarına bir şey yapmalarının beklenmesinden korkarlar.

Nesne İlişkileri

“Devredilmiş Tümgüçlülük”: Gücün kendiliğin dışında kalan kaynaklara aktarılması.

Bağımlı oldukları insanlarla mutsuz deneyimleri olmuşsa insani bağın yerine
uyuşturucu madde veya yemeği koyabilirler.

Çoğu zaman geçmişlerinde ani veya erken bir ebeveyn kaybı görülebilir.
Ebeveyn ağır bir depresyona girmiş veya uzaklara gitmiş de olabilir.

Birincil nesneleri genelde yeterince iyi nesnelerdir.

Aileye dair ilk deneyimleri ailenin sıcak ve haz kaynağı bir şey olduğu yönündedir.

Genellikle kötü annelerden bahsetmezler. Çok erken kaybettikleri iyi annelerden söz ederler.

Ayrılığın kaygısını tolere edebilmeleri için yardım edilmemiş olabilirler.

Geçmişlerinde hayır demeye zorlanan aileler olabilir.

Ayrılma ve bireyleşme sürecinin bir parçası olan çatışmadan kaçınıp sevilen çocuk olmaya çalışmış olabilirler.

Otoriter ya da aşırı korumacı, katı cinsiyet rolleri veren bir sosyalleşmenin bulunduğu bir aile geçmişi söz konusu olabilir.

Savunma

Gerileme

Tersine Çevirme: Kendi özlemlerini tamamıyla sahiplenemez, bunları diğer insanlara yansıtıp bu kişilere göz kulak olmaya çalışırlar. Bu şekilde sahiplenmedikleri nitelikleri yansıtacak biri olmadığı zaman kim olduklarını bilemezler.

Kaçınma mekanizmasını kullanırlar.

Kendilik Yapısı

Bağımlı oldukları kişilerin yokluğunda kim olduklarını bilemezler.

İçselleştirdikleri şey bağlantının tatmin edici olduğudur. Sorun olan şey bağlantı deği bağlantının yokluğudur.

İlişkilerin sunduğu “yapı”dan mahrum kaldıklarında kendileriyle ne yapacaklarını bilemezler.

Olumsuz duyguları ve öfkeyi tolere etmekte zorlanırlar.

Hoşnutluk duygusu ile bir şey başarmanın (kendi başına) arasındaki farkı bilmezler.

Olumlu şeyler hissetseler de bunların hepsi ilişkilerle bağlantılıdır.

Cinselliklerini çoğunlukla diğer kişi beni sorumluluğumu üstlenir düşüncesi etraflarında düzenlerler.

Aktarım-Karşıaktarım Dinamikleri

Aktarımda “Terapistim yanımda olduğu sürece iyi hissediyorum”, “Tüm güçlülüğe sahip olan sensin”düşünceleri olabilir.

Bağımlı olabilecekleri güçlü bir ebeveyni hissetmeye ihtiyaç duyarlar.

Terapistin bulunmasının bazı yönlerine sakinleştirici ilaç muamelesi yaparlar.
“Seni otururken gördüğüm için kendimi iyi hissediyorum”.

Karşı aktarımda rahatsızlık hissi vardır.

Terapistin bilgilerin açığa vurması icin uzerinde baskı kurarlar
normalde bazı bilgileri vermek çok sorun olmasa da bağımlı insanlarla çalışırken buna karsı direnç hissedilir çünkü onlar tarafından kullanıldığınızı hissedersiniz; bunları bilmek isterler ki kendileri de aynılarını yapabilsinler.

Terapist özdeşleşilecek nesne olarak kullanılmaktan rahatsızlık duyar çünkü bunu çok ilkel bir şekilde terapisti yutarcasına yaparlar.

Olumsuz aktarım ile ilgili sorun yaşarlar. Terapiste karşı besledikleri olumsuz hislerini bulmaları çok zaman alır.

Terapi

Terapistler bağımlı hastaları dramatik psikodinamiklere sahip olmadıkları için pek çekici bulmazlar.

Uysal bir havaları vardır, terapinin başlarına bu durum terapistin hoşuna gider.
İş birliğine girer ve istenilen şeyleri yaparlar. Ama kısa sürede terapi sürecinin başından sonunda dek böyle gitmesini bekledikleri ortaya çıkar.

Çoğu zaman semptomlar kısa bir sürede kaybolur ancak asıl mesele psikoterapi alanından çıktıktan sonra semptomların geri gelip gelmemesidir.
Genellikle sonlandırmanın hemen ardından yine sorun yaşamaya başlarlar.

Hastanın kendi malzemesini üretmesi için baskı yapılmalıdır çünkü terapistin malzemelerini alıp içselleştirmek isterler.

Şizoidler gibi hayatlarını değiştirme amaçlarının yerine terapiyi koyarlar.
“Terapide tanındığımı ve rahat olduğumu hissediyorum, o halde neden becerilerimi geliştirmeye, ayrı bir eve çıkmaya veya yalnızlığı tolere etmeye çabalayayım ki?”

Terapist hastayı herhangi bir olumsuz tepkisini fark etmesi için teşvik etmelidir.

Terapist hastanın genellikle kullandığı dostane ifadelerin içindeki farklı bileşenleri fark etmeye çalışmalıdır.

Hastanın zıtlaşmacı ve olumsuz yönlerinin bulunması ve terapötik anlamda bunların üzerinde durulması önemlidir.

Kendileri ile ilgili iyi hissetmenin ilişkilerden başka yolları da olduğunu öğrenmelerini sağlamak terapistin önemli hedeflerinden biridir.

Pasif – Agresif Kişilik

Zıtlaşma bozukluğunun yetişkin versiyonu gibi sayılabilir.

Duygulanım, Dürtü ve Mizaç

Saldırganlık yönünde yapısal eğilimleri fazladır.

Ayrılma konusunda bağımlı kişilerle benzer sorunlar yaşarlar.

Son derece öfkeli insanlardır.

Öfkeli olduklarını söyleme riskini alamadıkları için öfkelerini karşı tarafa hissettiren şeyler yaparlar.

Sözel ifade yetersizlikleri vardır, ne istediklerini açıkça söyleyemezler.

Düşmanlıklarını ifade etme şekilleri diğerlerini bezdirmek ve yenilgi hissi uyandırmaktır. Dışkı ve idrar kaçırma bu dinamiklerle bağlantılı olabilir.

Nesne İlişkileri

Geçmişlerinde fazlaca iyi deneyimlere sahip olmamış olabilirler.

Nesnelerini kaybetmekten korktukları için öfkelerini dolaysız bir biçimde ifade edemezler.

Nesneler olmadan kim olduklarını bilemezler ve fail hissedemezler.

Çocukluklarında saldırganlık kurbanı olmuş olabilirler.Örneğin okulda bir kabadayılığa uğramış veya saldırgan bir ebeveyne sahip olmuş olabilirler.

Ailelerindeki kimse özerkliklerini desteklememiş olabilir.

Bireyleştikleri için hafif de olsa cezalandırılmış olabilirler.

Ebeveyn çocuğunu öfkeli ve reddedici olduğu için suçlamış yani ayrılma sürecinde sorunlar yaşanmış olabilir.

Ebeveynlerden biri diğer ebeveynin çocuk tarafından kışkırtılmasından bilinçdışı da olsa büyük bir zevk almış ve çocuğun bu eylemlerini alttan alta pekiştirmiş olabilir.

Savunma

Eyleme dökme

Yapma-bozma (undoing): Kışkırtıcılıkları yüzünden kötü hissetme eğilimleri vardır, çoğu zaman yaptıklarını olmamış kılmaya çalışırlar. Bu çabalarında çoğu zaman iğneleyici bir taraf vardır.

Olumsuz duygularını diğer insanlara yansıtırlar.

Ussallaştırma

Düşünselleştirme

Dışsallaştırma

Psikotik ve sınırda kişilik örgütlenmesine yakın olanlar yadsıma kullanabilir.
Bu yadsıma saldırganlığa ve öfkeye özel olup diğer duygulanımlardakullanılmayabilir.

Kendilik Yapısı

Karşıdakinin bağlılığını sürdürmesi için kışkırtma yöntemini kullanmaya eğilimlilerdir.

Ne kadar kışkırtıcı olduklarının bilincinde değillerdir.

Duygulanımsal olarak daha yoğun olan bebekler arasından çıkıyor olabilirler.

Zıtlaşma bozukluğunun yetişkin versiyonu gibi sayılabilir.

Ayrılma-bireyleşme süreci için saldırganlık dürtüsüne ihtiyaç vardır ancak nesnelerini kaybetmekten korktukları için bu saldırganlık ifade edilemez ve kendini kabul ettirmeye çalışan insanlar kadar bağımlı olurlar.

Sorunlarına sebep olan şeyin diğer insanların düşmanlığı olduğuna inanırlar.

Kendilerini diğer insanların onlar için istedikleri şeyin karşı kutbuna yerleştirerek tanımlarlar.

Kendi ayrılık isteklerini deneyimlemek yerine insanları onlardan kurtulmaya çabalama noktasına getirmeye çalışırlar.

Belli davranışları için ödedikleri bedellerin farkında değillerdir.

Aktarım-Karşıaktarım Dinamikleri

Karşı aktarımda hastanın üzerinde etki yaratamamanın hayal kırıklığı olabilir.

Terapist karşı aktarımda deneyimlediği öfkeyi yönetmelidir.

Terapist cezalandırma isteğine kapılabilir, bu sadistik tepkileri kontrol etmelidir.

Terapist “Ben demiştim” demek isteyebilir.

Olumsuz aktarımlara odaklanmak önemlidir.

Terapi

Terapist için tedavi süreci pek memnuniyet verici değildir.

Terapinin başlangıcında terapist saklı öfkeyi göremeyebilir.

Terapist tavsiye verme hatasına düşerse hasta bu tavsiyeyi öyle bir şekilde uygular ki tavsiye geri teper.

Terapide kendileriyle ilgili konuşturmak zordur.

Diğer insanların gösterdikleri tepkileri anlatırlar ancak bu tepkilere anlam veremezler.

Haksız muamele gördüklerine ve olumsuzluğun dışarıda olduğuna terapisti ikna etmeye çalışırlar. Bu yolla bağ kurabileceklerini hissederler ve terapiste olan bağlarını koparmaya çalışan tarafalarını görmekten kaçınırlar.

Terapist farkında olmadan kendini bir güç mücadelesinin içinde bulabilir.

Terapistin sınırları açıkça belirlemesi ve istediklerini açıkça söylemesi önemlidir. Bunu yapmazsa sınır konulana kadar hasta taleplerini arttırır.
Terapistin sürecin zorluğu ile ilgili dürüst olması önemlidir.

Terapist hastanın belirlediği bir hedefe yatırım yapmamalıdır.
“Deneyebilirsin, seçim sana kalmış” yönünde bir tavır takınmalıdır.

Cezalandırıcı, yargılayıcı bir ses yerine gerçekliğin sesi motive edicidir.